Amasyalılarla Konuşma

Amasya’da Belediye tarafından verilen ziyafette söylenmiştir.



Saygıdeğer Efendiler;

Benim için, memleket için, inkılâp için çok önemli günler geçirdiğim bir şehirde bulunuyorum. Bu şehrin saygıdeğer halkı  gecenin zorluğuna rağmen beni uzaklardan çok parlak, pek ateşli ve içten gösteriyle karşıladılar. Bu dakikada halkın kıymetli temsilcileriyle, üyeleriyle bir sofrada bulunuyorum. Bütün bunlara ait duygularım, düşüncelerim o kadar çok, o kadar heyecan halindedir ki, bunları açıklamak için beşer dilini yetersiz görüyorum. Biliyorsunuz ki, kalpten kalbe yol vardır. Benim bu dakikada bütün duygularımı en açık bir şekilde kendi kalplerinizde, kendi vicdanlarınızda okuyabilirsiniz. Yalnız Amasya’da geçirdiğim günlere dair iki anıyı canlandırmadan geçemeyeceğim. Biri bugün Müftünüz bulunan Kâmil Efendi’ye dairdir.



Efendiler, bundan beş yıl önce buraya geldiğim zaman bu şehir halkı da bütün millet gibi gerçek durumu anlamamışlardı. Düşüncelerde karışıklık vardı. Beyinler âdeta durgun bir halde idi. Ben burada birçok kişilerle beraber Kâmil Efendi ile de görüştüm. Bir cami-i şerifte gerçeği halka açıkladılar. Kamil Efendi halka dediler ki: “Milletin şerefi, haysiyeti, hürriyeti istiklâli gerçekten tehlikeye düşmüştür. Bu felâketten kurtulmak  gerekirse vatanın son bir ferdine kadar ölmeyi göze almak gereklidir. Padişah olsun, halife olsun, isim ve ünvanı her ne olursa alsun hiçbir kişi ve makamın varlık nedeni kalmamıştır. Tek kurtuluş çaresi halkın doğrudan doğruya egemenliği eline alması ve iradesini kullanmasıdır”. İşte Kâmil Efendi’nin bu yol gösterici olarak yaptığı konuşma ve önerilerinden sonra herkes çalışmaya başladı. Bu nedenle Müftü Kâmil Efendi’yi takdirle anıyorum. Ve genç Cumhuriyetimiz bu gibi ilim sahibi öncülerle gurur duyar. İkinci anım şudur:



Biliyorsunuz ki yeni Türk devleti, Türk Cumhuriyeti kurulur kurulmaz birçok yüzyıllar büyük atalarımızın sırtlarına yüklenerek çeşitli devletler, çeşitli hükümetler kuranlar hiçbir zaman milletin varlığını tanımamışlar, ona saygı göstermemişlerdir. Maddî, manevi bütün varlık, her şey kendi makam ve çıkarlarından ibaretti. Kendi konumları için, kendi çıkarları için milleti, memleketi harcamaktan asla çekinmemişlerdi. Çok nedenler, özellikle en son olaylar bunu ispat etmiştir.



Efendiler, milletin varlığını tanımayı alçalma kabul edenler, kendilerinin Allah’ın gölgesi olduğunu iddia yanlışlığında, sahtekârlığında bulunanlar, en sonunda bu kutsal varlığa ilk defa bu şehirde saygıya zorlanmıştır. Bu noktayı açıklamak için bir iki kelime ekleyeyim. Hepiniz hatırlarsınız ki, Sivas Kongresi’nden sonra Heyet-i Temsiliye, milletin iradesini temsil etmek üzere oluşturulmuş idi. Ben o heyetin başkanlığında idim. Biraz önce açıkladığım makam sahiplerinin bir delegesi, millet temsilcileriyle karşı karşıya gelmeyi kabul ederek İstanbul’dan buraya, Amasya’ya gelmişlerdi. Ben milletin varlığına saygı, iradesine uymak şartını, ana kural olarak kabul eden bir anlaşmayı o delegeye burada imzalatmıştım. İşte bu itibarla Amasya inkılâp ve Cumhuriyet tarihinde sürekli önemini koruyacak bir yer kazanmıştır. Efendiler, beş yıl sonra Amasya’da geçirmekte olduğum bu dakikaların bence çok kıymetli olduğunu açıklamakla yetiniyorum.



Hâkimiyet-i Milliye: 26.09.1924