Barış Şartları, İç ve Dış Siyasî Meseleler

Türkiye ve Kapitülasyonlar-Türk-İngiliz İlişkileri- Türklerin Barış şartları-Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin yapısı-Türkiye ve Padişahlık- Türkiye ve Halifelik.

Petit Parisien muhabirine verilen demeç (Tanin):



Bana Avrupalıların ve özellikle Fransızların Doğu’daki çıkarlarından söz ediyorsunuz. Her şeyden önce şurası bilinmek gerekir ki, Büyük Millet Meclisi Hükûmeti kapitülasyonların yerinde bırakılmasını asla kabul etmeyecektir. Eğer yabancı uyruklular eskiden olduğu gibi, bundan sonra da kapitülasyonlardan yararlanmayı düşünüyorlarsa, yanılıyorlar, Kapitülasyonlar bizim için yoktur ve asla olmayacaktır. Türkiye’nin bağımsızlığı her alanda tamamen ve eksiksiz onaylanmak şartıyla kapılarımız tüm yabancılara genişçe açık kalacaktır.



Türkiye ile büyük devletler arasında daha sonra yapılacak sözleşmeler gereğince biz yabancılarla iyi ilişkiler kuracak ve sürdüreceğiz.



Size güvence veririm ki, bu nedenden dolayı İtilâf Devletleri’nin çevrelerinde beliren kaygılar gereksizdir. Biz ülkemizde çok işler yapmakta bulunan Fransızlarla dost geçinmek istiyoruz.



Ülkemizde ortaya çıkan yeni durumun sonuçlarından yabancıları  korkutarak Avrupa’da aleyhimize bir düşünce akımı ortaya çıkarmak isteyenler, bizim düşmanlarımızdır. Oysa ki Türkiye bize de, onlara da yetecek kadar geniş ve zengindir.

Birtakım ekonomi meseleleri vardır ki, biz bunları kendi kaynaklarımızla ve yalnız kendi sermayemizle çözümleyemeyiz. Bize yardım edecek dostlar aramak zorundayız. Halkımızın Fransa hakkında dostluk duyguları beslemesi çok doğaldır, çünkü Fransa kamuoyunun Türklere olumlu baktığını gördük ve her gün görüyoruz.



Bunun üzerine Gazi Mustafa Kemal Paşaya Ankara Hükûmeti ile İngiltere arasında bir anlaşma yapmak için bugün görüşme yapılıp yapılmadığını sordum.



- Loyd George düştü, yönetime yeni bir kabine geldi, ancak biz şu ana kadar bununla ilişkiye girmedik. İngilizlerin Türklere karşı besledikleri duygu ve istekler hakkında bir yargıda bulunmak için her şeyden önce İngiliz diplomatlarının açık yürekle konuştuklarını görmek isteriz. Gerçi, İngiliz milletinin büyük bir bölümü şimdi Türkiye’ye karşı düşmancasına duygular beslemiyorlarsa da, politikada bu türden duygular olumlu ve iki taraf için sevindirici bir sonuca ulaşmaya yeterli değildir.



- Türklerin barış konferansında ileri sürecekleri önerilerin ana çizgilerini lütfen açıklar mısınız?



- Şartlarımız çok açık ve çok sadedir. Bağımsızlığımızın kayıtsız şartsız onaylanmasını istiyoruz. Bu öz cümlede programımızın tüm ana çizgileri vardır. Millî sınırlarımız içinde bulunan toprakların  bize verilmesinde direneceğiz. Ondan sonra, bu topraklar içinde tümüyle bağımsız, yani kapitülasyonsuz bir Türkiye yaşamasını istiyoruz. İşte tüm istediklerimiz budur.



Şu aralık tüm dünyayı saran bir mesele ortaya çıkmıştır ki, bu da Boğazlar meselesidir. Boğazlardan geçiş serbestisi sağlamak bizim için bir ilke olduğunu tüm dünya bilir. Boğazların açılışı ve serbestliği bizim tarafımızdan güvence altına alınmıştır.

Biz, bu meselede bir tek şart  öne sürüyoruz. O da, İstanbul ve Marmara denizinin güvenliği meselesidir. Bu meselenin yalnız Türkiye’nin istek ve özel çıkarı çerçevesinde çözümlenemeyeceğini bilmez değiliz. Bu işte, Avrupa’nın genel çıkarı da göz önüne alınmak gerektiğini biliyoruz ve bunun için konferansta belirlenecek bir şekli kabule biz de hazırız.



Sayın Paşaya sordum:

- Şu durumda, Mösyö Poincare tarafından barış konferansının iki aşamaya ayrılmasıyla ortaya atılan öneriyi siz de kabul ediyorsunuz demektir?



Gazi Mustafa Kemal Paşa cevap verdi:

- Türkiye ve İtilâf Devletleri ve Yunanistan arasında barış yapılması için düzenlenmesi gereken sorunlar özellikle işte bu devletleri ilgilendirir. Ancak Çanakkale meselesinin çözümlenmesi için özel bir konferans yapılması ve bu konferansa tüm ilgili devletlerin ve özellikle Sovyet hükûmetinin katılmaları tercihe değerdir.



Bunun üzerine Gazi Mustafa Kemal Paşaya şu soruyu sordum:

- Ankara Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin Anadolu’da oturan yabancılara karşı davranış biçimi Bolşevikler tarafından tasarlanan önlemlere çok benziyor, örneğin İzmir ve bazı bankalarda ve ayrıca Fransız bankalarındaki yabancılara ait kasaların zorla açılması İstanbul’da İtilâf Devletleri’nin çevresinde çok üzücü bir etki yapmıştır. Türkiye’de Komünist bir yönetim mi kurmak istiyorsunuz?



 Gazi Mustafa Kemal Paşa şu cevabı verdi:

- Yeni Türkiye’nin eski Türkiye ile hiçbir ilgisi yoktur. Osmanlı hükûmeti tarihe geçmiştir. Şimdi yeni bir Türkiye doğmuştur. Gerçi millet değişmemiştir. Aynı Türk unsuru bu milleti oluşturuyor. Ancak, yönetim biçimi değişmiştir. Ankara’da millî hükûmet kurulmadan önce İstanbul’da bir sultan ve bunun bir hükûmeti vardı. Millet ülkenin işlerine, görevi kanun yapmak olan bir Meclis aracılığıyla katılabiliyordu. Bu hükûmet biçimi, millete istekli olduğu bağımsızlık ve hürriyeti vermeye yeterli değildir. Bu hükûmet biçiminin verdiği kötü sonuçlar ortadadır.



Millet ölmek istemiyor, yaşamak ve bunun için de ne gerekiyorsa onu yapmak istiyordu. İşte bunun içindir ki, üç yıldan beri yönetim biçimini değiştirdi, yukarıda açıkladığım bir meşrutî hükûmete karşılık, doğrudan doğruya milletten çıkan bir hükûmeti kabul etti.

Bu yeni hükûmet, millet tarafından görevlendirilmiş ve aynı zamanda hem yürütme gücüne, hem de yasama gücüne sahip milletvekillerinden oluşur. Bu milletvekillerinin bazıları, yönetimle ilgili işlerin ayrıntılarını düzenlemeye ve halk denetçileri görevini yerine getirmeye görevlidirler. Gerçekte hakim olan ve her şeyi yöneten yer Millet Meclisi’dir. Sanırım, yeryüzünde buna benzeyen diğer bir hükûmet de vardır.



Şurasını unutmamalı ki bu yönetim biçimi, bir Bolşevik sistemi değildir. Çünkü biz ne Bolşevikiz, ne de Komünist; ne biri, ne diğeri olamayız. Çünkü, biz milliyetçiyiz ve dinimize saygılıyız. Özet olarak bizim hükûmet biçimimiz tam bir demokrat hükûmetidir. Ve dilimizde bu hükûmet “halk hükûmeti” diye anılır.



Bu hükûmet doğrudan doğruya milletin isteklerini yerine getirmeye hizmet eder ve millet ve ülkenin yönetimine kendisi sahiptir.  Bu bakımdan kendi yazgısını kendisi belirler. Yönetim kollarımızın tümünde uygulanacak olan yöntem de budur.

- İstanbul’a dönüşünüzde padişahı tanıyacak mısınız?



- Halifeliği koruyacağız. Şu şartla ki, Büyük Millet Meclisi ve millet halifenin dayanacağı bir dayanak ve güç olacaktır.

- Halifelikte şimdiki veraset usulünü koruyacak mısınız?



Gazi Mustafa Kemal Paşa burada biraz duraksamadan sonra:

- Bu konuda kesin bir şey söyleyemem, ancak şimdiki yöntemin korunmasının tercih edileceği  kanısındayım. Çünkü en yalın ve en kolay uygulama yöntemi budur. Aslında bu mesele yalnız Türkiye’ye ait olmayıp tüm İslâm dünyasını ilgilendiren bir meseledir.

Konuşmamız buraya geldiği zaman, Ankara’ya gitmeden önce, Bursa’nın Yeşil Camiinde kılınacak olan namazın vaktinin geldiğini haber verdiler. Bunun üzerine Gazi Mustafa Kemal Paşadan izin almadan önce kendilerine son bir soru sordum:



- Bazı milletvekillerinin bana İstanbul’da söyledikleri gibi, İstanbul şehri bundan sonra Türkiye’nin başkenti olmayıp hilafet merkezinin de Bursa veya Ankara’ya taşınacağı doğru mudur?



- Bu konuda hiçbir kesin karar verilmemiştir. Gelecekteki başkentimizi seçmek için barışın yapılmasını beklemeliyiz.