Cephe Zamları Hakkındaki Kanun Münasebetiyle

Efendim, bu cephe zammı hakkındaki kanun maddesinin yorumlarından söz edilmekte olduğu için bir iki görüş arz etmek istiyorum. Üçüncü maddenin içinde deniliyor ki: (Düşman veya silâhlı eşkıya karşısında savaş yolunda veya savaş önlemi olarak bulunduruldukları zaman cepheye ait bölükler sayılır).



Savaş yolunun ne demek olduğunu bütün arkadaşlar bilir. Bundan dolayı bir kez bakışımızı ve hayalimizi memleketi savunmak olan savaş yollarımıza yöneltelim. Batı’da savaşlarımız vardır. Karadeniz’den başlar. Akdeniz’e kadar devam eder. Doğrudan doğruya düşmana karşı silâhını çevirmiş olan avcı yollarından başlayınız, asker olanlar ayrıntıları çok iyi bilirler, onların dayanaklarından –ki birer takımdan ibarettir- sonra önlemler; taburlardan, alaylardan başlayarak bunlar o savaş yolunun önlemlerini oluşturur. Doğal olarak Karadeniz’den Akdeniz’e kadar uzayan bu uzun cephenin her tarafına yetişebilecek olan önlemler daha merkezi ve daha geride bulunur.



Savaş hattını uzunlamasına takip edelim. Mersin, Tarsus, Adana, Antep böyle Güney Cephesi gider. Tâ Musul karşısına kadar… ve oradan da doğuya yönelir. Demek ki memleketimizin bütün hudutları bugün için savaş hatlarından ibarettir.



Bundan dolayı bu savaş hatlarını yöneten büyük, küçük karargâhlar, ait oldukları cepheyi yönetecek kadar usulen geride bulunur. Bunun için bütün bu hatları yöneten genel karargâhın da elbette ki herhangi bir savaş hattına yapışık olarak bulunması gerekmez ve bu uygun da değildir. Onun da genel heyeti yönetebilecek kadar merkezi bir konumda bulunması lâzımdır. Şimdi bu savaş hattının tedbirlerini göz önüne alınız, gerektiğinde yetiştirilmesi gereken genel tedbirler nerede bulunur? Sivas’ta bulunur, o halde cepheye ait bölükler ve cepheye ait karargâhlar doğal olarak neferden, takımdan, tâ genel ordugâha kadar gelir ki o da Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Dairesidir. Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi barış zamanında çalışan bir daire hükmünde değildir. Daima seyyar olmaya mahkûm bir genel karargâh yapısındadır. Yine o madde okunacak olursa savaş hattına girmeyenler kimlerdir? Karargâh kimlerdir? Teşkilâtlar kimlerdir? Buna ait yeterli açıklık vardır. Bakınız, geri hizmetlere memur bölükler bunların kadrolarına alınır, veya bir cephe ve kolordu önlemi olarak âmirlerine verilir. Meselâ doğrudan doğruya Ankara’nın yerel güvenliği için bir kumandanlık oluşturulmuştur. Ankara Kumandanlığı; bunun görevi burada çalışmaktır ve cepheye gitmekten uzaktır. Bundan dolayı bunları ayırmak kolaydır. Bu kurala göre genel merkezden başlayarak tâ süngüsünü düşmana çevirmiş olan fertlere kadar cephe zammı vermek lâzımdır. Arkadaşlarımızdan birisi, buyurdular ki, bu kanunu, Erkan-ı Harbiye-i Başkanı İsmet Paşa yapmıştır. Kendileri, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye’nin bundan ayrı tutulması taraftarıdır. Bundan benim de bilgim vardır.



Gerçekten İsmet Paşa genel merkezin bundan ayrı tutulması taraftarı idi. Hatta ordu karargâhlarının, hatta kolordu karargahlarının, hatta tümen karargahlarının bunun dışında tutulması taraftarı idi. Amaç, bizim burada yorumlamak istediğimiz gibi bu cepheye aittir, bu cepheye ait değildir şeklinde olursa doğru bir görüş değildir. İsmet Paşa’nın ve İsmet Paşa ile bu noktada aynı fikirde olan arkadaşların düşündüğü şey, bugün memleketin, milletin paraya ihtiyacı vardır. Bu parayı nereden kesmek mümkünse oradan kesmek lâzımdır. Bundan dolayı genel merkezi oluşturan subaylara cephe zammı vermezsek onlar zarar görmüş olmayacaklar gibi, anlaşılır şeklinde düşünceler göz önüne alınırsa gerçekten bu karargâhlar için cephe zammı vermemek uygundur. Fakat; bu savaşan bölüktür veya savaş dışı bölüktür açısından bakarsanız bütün dünyaya karşı ilân ettiğimiz savaşı sürdüren bir genel merkeze savaş dışısın demek bütün ordumuzun savaş dışı olduğunu kabul etmek demektir ki; bunu ben kendi şahsıma kesinlikle reddederim. Cephe zammı vermemeli. Fakat bizim Erkan-ı Harbiye-i Umumiye karargâhı savaşmaktadır.