Halifelik ve Yabancı Dini Kurumlar Hakkında

New –York Herald yazarına verilen demeç:



Halifelikle birlikte, Türkiye’de var olan Ortodoks ve Ermeni kiliseleri patrikhaneleri ile Musevî hahamhanelerinin ortadan kalkması gerekir. Halifelik ve bu çeşitli patriklikler yüzyıllardan beri dinî yetkilerinin dışında büyük ayrıcalıklar topladılar. Halkın düşüncelerine dayanarak verilen hukuk dışı ayrıcalıklar ile cumhuriyet yönetiminin uygulanması mümkün değildir. Geçmişte özellikle Abdülhamit’in tahttan indirilmesinden sonra Kanun-i Esasî’mizi ve Meşrutiyet yasalarımızı Batı’nın uygarlık makinesine uyarak değiştirmeye çok çalıştık. Ancak bu girişimimiz sonuçsuz kaldı. Bundan dolayı ki her adımda patrikhaneler ve halifelik gibi siyasî, dinî kurumların hakları ile karşı karşıya geldik.



Yüzyıllar önce Türk-Müslüman atalarımız, bu ülkede hüküm sürdükleri zamanlarda siyasî ve dinî yetkiye sahip başkanlar tarafından yönetilmekte olan topluluklar buldular. O dönemde dinî inançları fatihlerin inancından farklı olan tutsak unsurlar ile uzlaştırma gereği duyulmuştu. Bu nedenle bu ilk fatihler, egemenlikleri altına aldıkları çeşitli ulusları kendi alışılmış dinî başkanları aracılığıyla yönetmeyi uygun buldular ve bu başkanlara-dinî başkanlara-büyük bir yetki verdiler.



Halifenin ve patriklerin bu ayrıcalıkları yasalarımızın temelini oluşturmuştu. Bu düzenlemeler zamanında gerekli biçimde olsaydı yine bir tehdit oluştururdu. Bundan dolayı ilerlememizi erteledi ve bizi uğraştırdı. Bu sebeple sadece Türkiye, Avrupa’da komşusu olan bütün milletler arasında geride kaldı. Hükümeti işlemiyordu. Patrikhanelerin veya halifeliğin karşı çıkmasına uğramaksızın hiçbir yenileştirme veya ilerlemeden yana düşünce biçimi yönetimimize getirilemiyordu. Ancak yöntemlerimizden bazılarının değiştirilmesi zamanı geldi ve o zaman halifelikte bütün değişikliklere karşı şiddetli bir düşmanlık bulduk. Patriklerin öfkesini uyandırmadan ders verme yöntemlerimiz değiştirilemezdi. Bunlar yardım amacıyla sürekli yabancı hükümetlere başvuruyorlardı.



Yüzyıllardan beri Rusya, İstanbul Rum Patrikliği üzerindeki üstünlüğü sayesinde işlerimiz üzerinde zararlı bir etkinlik sahibi olmuştu. Rum, Ortodoks ve Ermeni Patrikhaneleri aracılığıyla yönetim biçimimiz, diğer kilise yönetimlerini ortaya çıkarmayı zorunlu kıldı. O zaman Rum-Katolik patriğini ve Yahudilerin hahambaşlarını onaylamak zorunda kaldık.



Protestanlık ortaya çıktığı zaman, İstanbul’da bir Protestan kilisesi temsilcisinin bulunmasının kabul zorunluluğu karşısında kaldık ve Rum patrikhanesinin ayrıcalıklarına benzer ayrıcalıklar verdik.



Son zamana kadar vergiler kiliseler aracılığıyla toplanırdı. Hükümet, varlıkları üzerine vergi koymakla birlikte, vergilerin toplanmasını her bölgede özel dinî başkanlara bırakırdı.



Diğer bir deyişle örneğin, beş yüz protestandan oluşan bir topluluktan bir kütle hâlinde vergi alınır ve bu vergilerin dağıtılması ve toplanması konusunda bir söz söylenemezdi. Sermaye vergilerini de aynı biçimde toplamak gerekirdi.



Patrikhaneliğin ve halifeliğin ayrıcalıklarına uygun olarak, hükümet öğretim biçimini iyileştiremezdi. Türkiye’de yerleşmiş olan her topluluk, ister resmen yetki almış bulunsun, ister bulunmasın kendi dinî okullarına ve liselerine sahipti. İmparatorluk sınırları içinde de her ulus kendi dilini ve dinini öğretirdi. Ancak bu okullar hainlik projelerine hizmet ettiler. Ermeniler, Türk egemenliği altında, açıkça bağımsız bir krallık için çalışıyor, yabancı unsurların fiilî yardımlarıyla hayallerini gerçekleştirmek için sürekli olarak entrikalarda bulunuyorlardı.



Bizimle dört yüz yıl yaşamış olan yerli Rumlar, günün birinde kendilerini kurtarılamamış sayarak Türklerin egemenliğinden kurtulacakları günü düşünmeye başladılar. Okullarında kendi dillerini ve dinlerini öğrettiler ve egemenliği altında yaşadıkları hükümeti yabancı saydılar.



Diğer milletlerle de aynı durum söz konusu oldu. Türkiye’de okullar ve kiliseler kışkırtmaların ocağı idi. Müslüman olmayan unsurlar, üstelik imparatorluk sınırları içindeki Müslüman Araplar, aynı amaçla okullarında Türk dilinin öğretilmesine önem vermediler. Böyle bir duruma İngiltere, Fransa, Amerika veya herhangi bir ulusun ne kadar zaman dayanabileceklerini sorarız.



Vakit: 4.5.1924, s.1