İtilâf Devletleri Sovyet Rusya, Gürcistan ve Ermenistan ile Olan İlişkiler Hakkında

Efendiler, bu noktanın yanlış anlaşıldığını sanıyorum. Bunun için izin verirseniz Bakanlar Kurulu adına ufak bir açıklama yapacağım. Biz, Ermenileri yendikten sonra ileri sürdüğünüz şartlardan biri de kendilerinden belirli miktarda silâh almak idi. Bu silâhların bir miktarını aldık, kalan miktarını da istiyoruz. Bundan dolayı bugün uygulamaya konulan konu hükûmetin var olan şartları tamamıyla uygulamasına dairdir. Biz, Ermenilerden üç açıdan silâh istedik. Birincisi, Ermenilerin henüz rengi, içeriği ve amaçları tamamen ortaya çıkmış değildir. Bundan dolayı böyle iktidarsız bir milletin elinde silâh bulundukça komşu olanlara daima zarar verir. Bundan dolayı biz zarar görebiliriz. Diğer taraftan tazminat alma isteğimiz olduğunu karşılıklı olarak söylediğimiz Ruslar bile zarar görebilirler. Bundan dolayı tarafların yararını sağlamak için Ermenilerin ellerinden silâhlarını almak gerekir. Bunun için silâhlarını istedik ve istiyoruz. İkincisi, Ermeniler iddia olunduğu gibi komünist olmuşlarsa kendilerinin silâha ihtiyacı kalmamıştır. O halde antlaşma şartlarını uygulamakta hiçbir sakınca yoktur.



Üçüncüsü, her gün ordularımızı artırmaktayız. Bundan dolayı silâha ihtiyacımız vardır. Galibiyetimizin karşılığı olarak Ermenilerin elinde bulunan fazla silâhları istiyoruz. Bundan dolayı hükûmet bu dakikaya kadar bu görüşünden dönmüş değildir. Yani Ermeniler silâhlarını terketmiş veyahut terk önerisine uymuş değildir. Yalnız Rusya Bolşevik Hükûmeti, komünist yapmak istediği Ermenilere yaranmak arzusunu gösterdiğinden ve bu da o doğrultuda sayıldığından bize yansımış bir sorun hâline girdi. Ve komünist olmuş Ermenilerin ellerinden almak suretiyle değil, Moskova’dan gidermek imkânından da söz ediliyor. Bir de silâhlar komünist olmayan Ermenilerin ellerindedir. Fakat bunları komünist olmayanların elinden almak ve komünist olanların eline vermek yönünü Ruslar tercih etmektedir. Bütün bu durumlar düşünülecek olursa sorunun kesinlikle halli bizim korktuğumuz noktaların düzenlenmesine ve bizim ihtiyacını duyduğumuz çıkarlarımızın sağlanmasına ait olur. Eğer Ruslarla olan ilişkilerimizin sonuçları bütün bu korktuğumuz ve korkmadığımız noktalara karşılık gelirse; doğal olarak mesele o zaman söz konusu olur, yoksa bugün değişmiş hiçbir mesele yoktur. Hoş görülmüş bir konu da yoktur efendim.



Hüseyin Avni Bey (Erzurum)- İzin verilirse efendim, önemli bir nokta belirteceğim. Beyler, ben Ermenilerin silâhlısından değil, silâhsızından korkuyorum. Yani Ermenilerin silâhlısı olan Taşnaklardır. Onlar silâhla karşımıza çıktığı zaman daima onları silâhla ezecek kuvvete sahibiz. Şimdi korktuğum bir aşama var, o da, Ermenilerin silâhsız olarak kızıl bayrağa bürünüp memleketimiz içerisinde verecekleri zararları vardır, fesatları vardır, bu kaçınılmazdır. Size bir noktayı arz etmek isterim: Gümrü’de bulunuyordum. Daha konuşma başlamazdan önce Çiçerin Ermenilerden önce başvuruda bulundu. Bu, koruma ve sigorta anlamındadır. Bugün onların komünist olması ve Ruslar tarafından sigorta edilmelerinden bu duruma girmeleri, kendilerini komünist göstererek memleketimiz içerisine girmek içindir, kesinlikle bilirsiniz ki Ermeni Taşnakları komünist değildir. Bu bir dindir. Fakat yöntemleri gayet zehirleyici bir dindir ve kolay nüfuz ediyor. Bilirsiniz ki Rusya’ya ve Azerbaycan’a girdiği zaman ne gibi ellerle giriyordu ve ne gibi zararlar yapıyordu? Bunlar hakkıdır. Şimdi Ermeniler de bizim zayıf damarlı insanlarımızı arıyacaklardır. Dediğim gibi, bir din, bir kural olarak memleketimize komünistlik girmeyecektir. Bir çapulcu, bir yağmakâr, bir cani sıfatiyle memleketimize girecektir. Ben ondan korkuyorum. Bu kesin, sabit, belli ve şahsî bir sorundur. Şimdi Doğu Cephesinin, önceki aşamasından daha nazik bir aşamaya girdiğini görüyorum. Bunun için hükûmet bütün acil önlemlerini almalıdır. Böyle, hükûmeti istiyorum, istemiyorum demişsin bence değeri yoktur. Bu bir hastalıktır, bu ordu değildir ki görünsün. Bu, sızar. Hükûmet arzu etmez, fakat arzu etmediği halde memleketin içerisine girer, zararlar yapar ve o güvendiğimiz çok dayanıklı orduları Allah korusun dağıtır. İşte Ermeniler böyle kurnaz bir millettir. Karşılarında bulunan ordumuzu bu şekilde dağıtmak isterler. Hükûmetin amacı, millî sınırları içinde bağımsız yaşamaktır. Hükûmet iktidar sahibi midir ki bu ülkü memlekete girmesin veya bu maske memlekete girmesin? Ermenilerin getireceği ülkü, milletimizi dağıtmak anlamında olacaktır ve bunda ben, doğal müttefikimiz olan Rusların içtenliğine pek inanmış değilim. Dediğim gibi, henüz Ermenilerle anlaşmadan bize Ruslar başvurmuşlardı. Bugün gelmiş, bizimle aramızda olan bir mukaveleyi Ermenilere reddetme cesaretini veriyor.



Mehmet Şükrü Bey (Karahisarı Sahip)- Bunları gizli oturumda söyleyelim.



Reis- Efendim söz alan birkaç arkadaşımız daha vardır. Yarın saat kaçta toplanalım?



Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Beyefendi sözlerini tamamlasınlar Başkan Bey



Hüseyin Avni Bey (devamla)- Efendim, doğal olarak, gizli oturuma ait olan konuları ben de takdir ediyorum. Yalnız bir şey var ki aldanmamak ve görüşülmüş konuları görmemek olamaz. Doğal olarak, Ermenilerin içtenliğine kesinlikle güvenmeyiz. Kesinlikle güvenimiz yoktur. Onların bugün memleketimizin Doğu Cephesinde zararlı bir hal almakta olduklarına inanıyorum. Bunun çaresini hükûmetten rica ediyorum.



Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Hüseyin Avni Beye kısa bir cevap vermek istiyorum. Biz Rus Bolşevik Hükûmeti’nin bize karşı olan duygularına güvenmek isteriz. Bu güvenimiz hayallere, zanlara ve güzel sözlere aldanmaya bağlı değildir. Tamamen maddîyata dayanmaktadır. Fakat bunun ne olacağını açıklamayacağım. Yalnız tekrar ediyorum ki söze değil, maddîyata dayanıyorum. Onun için içtenliğine güveniriz. Komünizmin yayılması sorununa gelince kendileri buyurdular ki, istense de istenmese de bu bir mikroptur, girer. O halde çaresi yok demektir. Madem ki maddî önlemlerle önüne geçmek imkânı olmayan bir bulaşmadır. Bu mutlaka bulaşacaktır. Sanıyorum ki buna karşı önlem düşünmek meselesiyle söz konusu olan siyasal konuları birbirinden ayırmak ve seçmek daha uygun olur. Yalnız sadece bu noktaya temas etmek üzere arz edebilirim ki bu bulaşıcı ve kaçınılmaz sanılan komünizme karşı çare vardır. Komünizmin prensiplerinin, kurallarının memleketimizde ve milletimiz arasında uygulanabilirliğini kavramak veyahut kavrayanlarımız aracılığıyla bütün memlekete ve bütün millete anlatmaktır. Eğer bu gerçekler milletimizin çoğunluğu tarafından tamamiyle anlaşılmış olursa, ya yeteneğimiz vardır yaparız veyahut uygulama yeteneği yoktur, anlarız, korkarız, yapmayız. Ancak bu gerçeğe karşı da uygulama yeteneği olmadığına göre ve hatta uygulamaya kalkanlara karşı hükûmet, her türlü araçları kullanmada kendisini tamamen haklı görür. Bu nedenle geçmiş ifadelere dair bir konuyu arz etmek istiyorum. Memleketimizde bildiğiniz gibi Komünist Fırkası kurulmuş, diğeri Halk İştirakiyun Fırkası adı altında yine komünist fırkasıdır. Türkiye Komünist Fırkası’nın kuruluş şeklinden açık olarak bilgim vardır, bu fırkayı kimlerin ve ne gibi amaçla kurduklarından haberim var. Amaçlarının tamamiyle vatanın yüksek çıkarları ile ilgili olduğuna ve şahıslarının en değerli, en namuslu ve en vatansever arkadaşlarımızdan bulunduğuna tamamen inancım vardır. Yalnız geçenlerde Ethem Bey meselesiyle ilgili olan sözlerim sırasında bir şey söylemiştim ki onun, sonra yanlış yorumlara neden olmuş olduğunu işittim. O meselelerden dolayı tutuklanan bir kişinin üzerinde Ethem Beyi isyana teşvik zemininde yazmış olduğu bir mektupla beraber Komünist Fırkası’nın teşkilâta özel memuriyeti içeren bir belgesi bulunduğunu söylemiştim. Bu iki belgenin bir şahıs üzerinde çıkmış olması, olayda bir ilişki olabileceği zannını doğurmuş olmalı ki bazı yanlış anlamalar oluyor. Halbuki bunun bir rastlantıdan ibaret olduğu gerçektir. Çünkü Hakkı Behiç Beyin de Ethem Beyin bugün bildiğimiz uygulamaları ve hareketleriyle hiçbir ilişkisi olamayacağı…



Memduh Bey (Karahisar-ı Şarkî)- Bu konuşma gizli oturum olmuştur.



Mustafa Kemal Paşa (devamla)- Zarar yok efendim.



Memduh Bey- Ben unutulmuş sanıyordum. Başka bir şey yoktur.



Mustafa Kemal Paşa (devamla)- Diğer Halk İştirakiyun Fırkası sonradan kuruldu. Tabiî o fırkanın da gayet değerli arkadaşlardan oluştuğunu söyledim.



Vehbi Bey (Karesi)- Ben sözümü diğer oturuma saklıyorum.



Hüseyin Avni Bey (Erzurum)- Biraz önce arz ettiğim konu, hükûmetimiz Ruslarla sözleşme imzalıyor. Bildiğiniz gibi Rusların prensipleri, kendileri komünist olmak sebebiyle ilişkide bulundukları milletleri de daima komünizmin etrafında toplamak yolundadır. Biz zaten doğal müttefikleriz, onlar da bizimle beraber savaşıyorlar. Biz de aynı amaç için savaşıyoruz. Fakat, millî amaç, duygu itibariyle ayrılırız. Çünkü Rusların güttüğü emel başkadır. Ermenistan’ı korudu, demekten maksadım budur Paşam. Çünkü orasını Moskova’ya bağlı bir millet olarak tanıyarak âdeta Rus korumasında göstermek istiyorlar. Halbuki Ermeniler hileci bir millettir ve bu nedenle bizi içimizden yıkar. Yeni bir tehlike, yeni bir evre açabilir. Biz Ruslarla müttefikiz, bu mesele yalnız savaşmakla biter, yoksa, onların amacına hizmetçi olmak değildir.



Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Efendim Avni Beyin Ermeniler hakkındaki söyledikleri tamamen doğrudur. Ve biz Ruslarla bu sorunu söz konusu ederken onlara da bu gerçeği göstermek için girişimlerde bulunmaktayız. Tamamen hakları vardır.

Nafiz Bey (Canik)- Komünist fırkası şüphesiz buradaki üyelerden kurulmuştur ve arkadaşlarımızdır. Fakat hükûmet, siyasetini Meclis’teki çoğunluğa dayandırmak zorundadır. Doğrudan doğruya komünistleri tercih ederse bugün Meclis’in çoğunluğu o tarafta değildir. Hükûmet takip ettiği yolda gerçeğe doğru gitmiyor demektir.



Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Efendim, Hükûmet dediğiniz şey yüce heyetinizce kendi arasından çoğunlukla seçilmiş olan ve kendilerine belli görevler verilmiş bir heyettir. Yahut belli görevleri verdiğiniz kişilerin kurduğu hükûmet sizsiniz. Hükûmetin siyaseti demek, bu Yüce Meclis’in tek oluş amacı demektir. O da kısa bir formül ile ifade edilmektedir. Millî sınırımız içinde biraz önce Beyefendi’nin de söylediği gibi bütün milletin bağımsızlığını sağlamaya yöneliktir. Bundan dolayı hepimizin amacı bundan ibarettir. Bu çözümlenirse tabiî komünizm esaslarıyla taarruz eder. Bakınız millî sınırdan söz ediyoruz. Ben sosyoloji ile çok uğraşmadım. Fakat komünizm doğal olarak sınır tanımaz. Halbuki biz bir millî sınır kabul ediyoruz. Sonra tam bir bağımsızlıktan söz ediyoruz. Muhtemelen komünizm kayıtsız şartsız serbestliği gerektirir. Biz de bunu kabul edemeyiz. Bundan dolayı hükûmetin siyaseti son derece açık ve belli bir siyasettir. Ve bu siyasette çoğunluğumuza veya Genel Kurulumuz’a değil bütün millete dayanmakta olduğuna tam bir inancı vardır. Yoksa şu veya bu zümre veya partiye dayanan hiç kimse yoktur. Dışişleri Bakanı’nın bildirisinde bu nokta açıkça belirtilmiştir. Bizim Ruslarla olan ilişkilerimizde esas olarak kapitalizm aleyhine yani komünizm esasları konu bile edilmemiştir. Görüşebilmek için “Komünist olunuz” veyahut “olmaya mecbursunuz” diye kimse bize bir şey demediği gibi, “sizinle dost olabilmek için komünist olmaya karar verdik” dememişizdir. Böyle bir esas yoktur. Yalnız Rus Bolşevik Hükûmeti komünisttir. Ve gerçek amacı budur. Bütün milletlere bu fikri, bu gerçek sosyal kuralı yaymak ister. Şunu bildirmek isterim ki, biz buna engel olacağız, veyahut bunu yapmayacaksınız demek Rusya Bolşevik Hükûmeti’nin varlığını tanımamak ve onu reddetmek demektir ki bunu da yapamayız. Yalnız memleketimize ve milletimize zarar getirmeyecek şekilde kesin önlemleri almak zorundayız ve bu alınan önlemlerde onlar elbette bize karşı olamazlar. Yalnız hükûmet başkadır. Hükûmetin resmî üyeleri başkadır. Bir de genel olarak millet içinde bulunan cemiyetlerin girişimleri başkadır. Bilirsiniz Rus Hükûmeti temsilcileriyle olan görüşmelerimizde başka türlü konuşulduğu halde; diğer taraftan sorumsuz birtakım insanların tamamen Rus komünistliğini memlekete sokmak için girişimleri bulunabilir. Bundan dolayı bu sosyal bir meseledir. Biz burada sosyal inkılâptan söz etmiyoruz. O milletin gelişmesine ve yeteneğine bağlıdır.