İtilâf Devletleri’nin Türkiye İle Yunanistan Anlaşmasında (İtilafında) Aracılıkları

Petit Parisien Muhabirine demeç (Vakit)



Bu demeç duygularımıza ters düşse de Türkiye’nin güttüğü siyasetin değerli bir tanığıdır.

İşin başlangıcında Mustafa Kkemal Paşanın, devletler tarafından Türkiye’ye bildirilen bazı şartlara ne derece üzerine düşerek karşı durduğunu yazmalıyım. Adı geçen kişi dedi ki:



“Devletlerin gönderdikleri notada, Türkiye ve Yunanistan temsilcilerinin anlaşmak üzere toplanmak zorunda olduklarını haber veriyorlar ve bu toplantıda hazır bulunmak için İstanbul’daki temsilcilerine yetki vermeye hazır olduklarını bildiriyorlar. Barış şartlarının bir açıklama yazısını içeren son notalarında da, adı geçen önerileri başlangıçta düşmanların, sonra da dünya kamuoyunun dikkatine sunduklarını yazıyorlar. Şu durumda devletler burada bile görünüşte tarafsız  görünmek istiyorlar.

Sorunları yalnız Yunanistan ile mi görüşeceğiz?



O hâlde Yunanlılara söylenecek yalnız iki kelimemiz vardır ki birincisi;

Ele geçirdikleri topraklarımızı hemen bırakmaya çağrıdır.

İkinci kelime de bu yayılma sırasında yaptıkları aşırı yıkımın tamiri isteğidir. Eğer devletler yeni özverilikler seçtirmeden ve yeni kan döktürmeden Yunanlılara topraklarımızı boşaltmaya gerçekten karar verdilerse bu boşaltımın sağlanmasını özellikle kendileri üstlenmelidirler. İlk iki notanın içerdiği çelişkilere rağmen devletlerin bu görevi yerine getirmeye karar verdiklerine inanmak isterdik. Bu hareketle son barış şartlarının görüşülmesine başlamak ve önemli sonuçlar elde etmek için bir dayanak hazırlamış olacaklardı, aynı zamanda bu davranışlarıyla, Yunan ordusunu topraklarımızda bir korkutma aracı olarak bulundurmadıklarına ve ele geçirilen bölgelerimizi ellerinde fazla bir rehine olarak tutmadıklarına ilişkin bize parlak bir kanıt vermek eğiliminde bulunduklarına inanmış olurduk.



Bütün bunlara inanmak hakkımızdı. Çünkü devletler, çeşitli araçlarla ve özellikle son notalarıyla bize ve tüm dünyaya, kendisine ait sınırlar içinde bağımsız ve yaşanılabilir bir Türkiye’yi onaylamışlardı. Fakat bu son nota bizi derin bir hayal kırıklığına uğrattı. Anlaşma Devletleri bu son notada, barış şartlarının bütününün tarafımızdan kabulünden önce hiçbir boşaltımın yapılmamasını öneriyorlar. Gerçek şu ki; ilk notada Paris Konferansının Yunanlılara Anadolu’yu boşalttırmak amacıyla toplandığını bildiriyorlar. İkinci notada ise ülkeyi Yunanlılardan boşalttırmak temayülünü bir kere daha özellikle yineliyorlardı.



Çünkü bize kalınca, kesin bir biçimde istemek zorunda bulunduğumuz, Anadolu’nun yeni yıkımlardan korunmasıdır. Devletler, ülkemizi olabildiğince hızla boşalttırarak gelecekteki barış görüşmeleri için rehine elde etmiş olurlar. İtilâf Devletleri’nin bizimle görüşmelere giriştikleri zaman ellerinde her an yeterince rehine bulunacaktır. Boğazlar, İstanbul ve Edirne gibi.



Eğer İtilâf Devletleri Anadolu’nun boşaltılmasından sonra serbest ve tam bir biçimde kalacak olan Türk ordusunun son barış şartlarının belirlenmesinden önceki harekete getirilmesinden korkuluyorsa, Türkiye bu konuda onlara gerçek güvence verebilir.

Bundan dolayı, barışın oluşması önemli bir biçimde istendiğinde en güvenli yol, Türk topraklarının boşaltılması ve barış görüşmelerinin açılışıdır. Yunan ordusu Anadolu’da kaldıkça barış yapabileceklerini sanmam. Büyük Millet Meclisi Hükûmeti veya ben, Türk milletine her şeyden önce, millî isteklerinin elde edileceği hakkında güvence ermek zorundayız. Bu güvence olamayınca, hiçbir Meclis ve hiçbir hükûmetin serbestçe hareket edebileceğini sanmam. Eğer devletler Yakındoğu’da barış oluşturmayı gerçekten istiyorlarsa, yanlış olan hareket noktasından vazgeçmelidirler. Türk Milleti, Yunanlıları kovmaya her ne pahasına olursa olsun karar vermiştir. Eğer İtilâf Devletleri, toprağımızı yeniden kan döktürmeden boşalttırırlarsa Türk milleti onlara teşekkür borçlu olacaktır. Ancak bu haysiyetli ve insanî hareketin geciktirilmemesini isterdik.”



Mustafa Kemal Paşa, demecinin sonunda Türkiye ile Osmanlı Hükûmetini birbirinden ayırarak, savaşa Osmanlı Hükûmetinin katıldığını, gerçekte bu hatanın cezasını Türk milletinin çektiğini ve Türk milletinin öteki milletlere verilen en az hakkın kendisinden geri çevrilmesinden ötürü silâha sarıldığını bildirmiştir.