Kastamonu’da İkinci Konuşma

Cumhuriyet Halk Partisi binasında partililerle yapılmıştır.



Gözlemlerimin en kıymetli kısmı bu güzel bölgenin dostça, samimi çok aydın ve çok geniş ve yüksek bir anlayış sahibi olmalarıdır. Kabul etmeliyim ki, bu seyahatimden önceki bilgilerim, gözle gördüğüm şeylerden çok daha az idi. Saygıdeğer milletvekilleriniz Ali Rıza Bey, Mehmet Fuat Bey gibi kişiler bulunmasaydı, sizi olduğunuzdan farklı tanıtmak için çalışanlar akılları karıştırmada kim bilir ne kadar ileri gitmekte başarılı olacaklardı. Eylemlerini ve eserlerini mutlulukla görmekte olduğum yüce görüşleriniz elbette bir anda, bir günde oluşamazdı. Böyle bir görüşü ileri sürmek bilgisizlik olur. Şüphe yok, bu yörenin saygıdeğer halkı gerçekten medenileşmenin doğal gidişatı üzerinde ilerlemektedir. Bugün ben o olgunlaşmanın doğal belirtilerinin mutlu bir tanığı bulunuyorum. Bu gerçeğin aksini anlatarak ve açıklayarak yenilenme adımlarımızı felce uğratmaya yeltenen beyinsizin, hükümlerini vermekte kendi yarım yamalak ilimlerine, çürük mantıklarına, yetersiz akıllarına dayandıklarını sanıyorum. O zavallı kendini beğenmişler böyle yapacaklarına halkın sağ duyusuna danışsalardı, ondan ilham ve bilgi alsalardı, kendilerini bugün gülünecek ve utanılacak durumda bırakan bu kadar iğrenç hatalara düşmezlerdi. Fakat sağ duyunun, akıl, mantık ve kabiliyetin üstünde önem sahibi olduğunu taktir etmek yalancı bilginin işine gelmez.



Arkadaşlar!

Milletimizin sağlam bir anlayışa sahip olduğuna, kahramanı olduğu büyük ve fiilî eserler ve olaylardan sonra kimsenin şüphe etmeye hakkı kalmamıştır. Anlayış daima ileriye ve yeniliğe götürür ve gerilemeyi kabul etmez bir huy olduğuna göre, Türkiye Cumhuriyeti halkı, ileriye ve yeniliğe uzun adımlarla yürümeye devam edecektir. Anlayışa hastalık bulaşmadıkça gerilemek veya durmak akla bile gelmez. Yüz yıllardan beri harcanmış iğrenç çabalar zaman zaman milleti uykuya daldırmış olmakla beraber milletin anlayışını felce uğratmada asla başarılı olamamıştır. Bu gerçek milletin bugün gösterdiği anlayış eserleri ile kendiliğinden ortadadır. Eğer anlayışta hastalık olsaydı, onu bugünkü hayatta canlandırmak hiçbir güç birliği ile olamazdı.



Efendiler, bu millet, gerçek beklentisinden sapmalarda bulunanlara değer vermemektedir. Bununla özellikle bugün çok övünüyorum. Bundaki isabetin sırrını açıklamak için derhal bildirmeliyim ki, bizim bilgi kaynağımız doğrudan doğruya büyük Türk milletinin vicdanı olmuştur ve daima olacaktır. Bütün sıcaklığı, verimi, kuvveti millî vicdandan aldıkça, bütün girişimlerimizde milletin sağlam duyarlılığını rehber kabul ettikçe, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da milleti doğru hedeflere ulaştıracağımıza inancımız tamdır.



Gerçek inkılâpçılar onlardır ki, yükselme ve yenilenme inkılâbına yöneltmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki gerçek eğilime ulaşmasını bilirler. Bu vesileyle şunu da açıklamalıyım ki Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasal ve sosyal inkılâpların gerçek sahibi kendisidir. Sizsiniz. Milletimizde bu yetenek ve olgunluk var olmasaydı, onu ortaya çıkarmaya hiçbir kuvvet yeterli olamazdı. Herhangi bir gelişme seviyesinde bulunan bir insan kitlesini, bulunduğu durumdan kaldırılıp damdan düşer gibi herhangi bir olgunluk derecesine ulaştırmanın imkânsızlığını, elbette açıklamaya gerek yoktur.



Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen zamana uygun ve bütün anlam ve biçimleri ile medeni bir sosyal toplum durumuna ulaştırmaktır. İnkılâplarımızın temel ilkesi budur. Bu gerçeği kabul edemeyen düşünceleri darma dağın etmek elzemdir. Şimdiye kadar milletin beynini paslandıran, uyuşturan bu anlayışta bulunanlar olmuştur. Her halde bu anlayışlarda bulunan uydurma şeyler bütünüyle uzaklaşlaştırılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyne gerçeklik nurlarını yerleştirmek imkânsızdır.



Mustafa Kemal Paşa hurafelere ait örneklerle açıklamalar yaptı. Türbelerden, yalancı evliyalardan söz ederek:

Ölülerden yardım istemek medeni bir toplum için uygun değildir, dedi. Sonra tekkelere geçerek aşağıdaki açıklamalarda bulundu:

Var olan tarikatların amacı kendilerine bağlı olan kimseleri dünyada ve manevi olan hayatta mutluluk sahibi yapmaktan başka ne olabilir? Bugün ilmin, fennin, bütün kapsamı ile medeniyetin ışığı karşısında filan veya falan şeyhin uyarmasıyla maddî ve manevi mutluluğu arayacak kadar ilkel insanların Türkiye medeni toplumunda varlığını asla kabul etmiyorum (şiddetli alkışlar).

Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur (sürekli alkışlar). Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Tarikat reisleri bu dediğim gerçeği bütün açıklığıyla anlayacak ve kendiliklerinden hemen tekkelerini kapatacak, müritlerinin artık erginliğe ulaştıklarını elbette kabul edeceklerdir.



Devamında:

Arkadaşlar, huzurunuzda millet karşısında düşüncelerimi sunarken hissettiğim ve gördüğüm konuları olduğu gibi söylemeyi tarih ve vicdan karşısında görev bilirim.

Girişiyle diğer bir konuya geçerek demiştir ki:

Cumhuriyet Hükümetimizin bir Diyanet İşleri Başkanlığı makamı vardır. Bu makama bağlı müftü, hatip, imam gibi görevli birçok memurlar bulunmaktadır. Bu görevli kişilerin ilim, erdem derecesi bellidir. Ancak burada görevli olmayan birçok insanlarda görüyorum ki, aynı kıyafet giyiminde devam etmektedirler. Bu gibiler içinde çok bilgisiz hatta okuma yazma bilemeyenlerle karşılaştım. Özellikle bu gibi bilgisizlikler bazı yerlerde halkın temsilcileriymiş gibi onların önüne düşüyorlar. Halkla doğrudan doğruya ilişki kurmaya âdeta bir engel oluşturmak sevdasında bulunuyorlar. Bu gibilere sormak istiyorum. Bu durum ve yetkiyi kimden, nereden almışlardır? Bilindiği gibi milletin temsilcileri seçtikleri milletvekilleri ve onlardan oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve meclisin güvenine sahip Cumhuriyet Hükümeti’dir. Bir de yerel seçilmiş belediye başkanları ve heyetleri vardır. Millete hatırlatmak isterim ki, bu kayıtsızlığa izin vermek kesinlikle uygun değildir. Herhalde yetki sahibi olmayan bu gibi kimselerin görevli olan kişilerle aynı kıyafeti taşımalarındaki sakıncayı hükümetin dikkatine sunacağım.



Sayın Cumhurbaşkanı bu nokta üzerinde çok ciddi görüşler ileri sürdükten sonra kıyafet meselesine geçerek buyurdular ki:

İnebolu’da ve diğer bazı yerlerde söyledim. Bugünün meselesi gibi düşünüleceğinden burada da değinmek isterim. Her milletin olduğu gibi bizim de millî bir kıyafetimiz varmış, fakat inkâr edilemez ki taşıdığımız kıyafet o değildir. Hatta millî kıyafetimizin ne olduğunu bilenler içimizde azdır bile. Örneğin karşımda kalabalığın içinde bir kişi görüyorum (eliyle işaret ederek). Başında fes, fesin üstünde bir yeşil sarık, sırtında bir mintan, onun üstünde benim sırtımdaki gibi bir ceket, daha alt tarafını göremiyorum. Şimdi bu kıyafet nedir? medeni bir insan bu tuhaf kıyafeti giyip dünyayı kendine güldürür mü? (Evet güldürür, sesleri).



Gazi kıyafet hakkında uzun uzadıya açıklama yaparak ve bilgi vererek sözü şu sonuca getirdi:

Devlet memurları bütün milletin kıyafetlerini düzeltecektir. Fen, sağlık açısından uygulamalı olarak, her bakımdan denenmiş medeni kıyafet giyilecektir. Bunda kararsızlığa yer yoktur. Yüzyıllarca devam eden dikkatsizliğin acı derslerini tekrarlamaya dayanma gücü yoktur. Bir adam olduğumuzu, medeni insan olduğumuzu ispat etmek ve göstermek için gerekeni yapmamakta direnmek adamlıkla bağdaşmaz.



Arkadaşlar, Türk milleti çok büyük olaylarla ispat etti ki, yenileyici ve inkılâpçı bir millettir. Son senelerden önceki zamanda da milletimiz yenilik yolları üzerinde yürümüş, sosyal inkılâba girmemiş değildir. Fakat gerçek verimler görülemedi. Bunun nedenini araştırdınız mı? Bence neden işe temelinden başlanmamış olmasıdır. Bu konuda açık söyleyelim. Bir sosyal toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan oluşmuştur. Kabul edilebilir mi ki, bir kitlenin bir parçasını yükselttirelim. Diğerini görmezlikten gelelim de, kitlenin tamamı yükselebilsin? Olabilir mi ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok, yükselme adımları, dediğim gibi iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve yükselme ve yenilenme alanında birlikte aşama kaydetmek gereklidir. Böyle olursa inkılâp başarılı olur. Mutlulukla gözle görülmektedir ki, bugünkü hareketimiz gerçek amaca yaklaşmaktadır. Her halde daha korkusuz olmak gerektiği açıktır.



Bu konudaki cesaretsizlik nedenlerini açıkladıktan sonra hemen düzeltilmesi gerekli bir örnek bildirdi:

Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez veya bir peştemal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu davranışın anlam ve işareti nedir? Efendiler, medeni bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu ilkel duruma girer mi? Bu durum milleti çok gülünç gösteren bir görüntüdür. Derhal düzeltilmesi gereklidir.



Ardından memlekette bulunan derneklerin milleti aydınlatma ve doğru yolu göstermede ciddi şekilde ilgili olmalarını önerdi. Daha sonra milletle görüşmekten aldığı zevk ve kuvvetten ve hakkında gösterilen sevgi ve güveni güzel kullanmaya çok dikkat harcayacağından ve amacının milleti mutlu ve zengin ve medeni dünyada özellikleri takdir edilmiş olgun bir millet görmekten ibaret olduğunu açıklayarak çok sıcak ve heyecanlı nutkuna son verdi. Ve çok şiddetle alkışlandı.

Söylevin sonunda Öğretmen Sabri, yapılan devrimde Gazi’nin yürüdüğü yoldan yürüyeceğini bildirmesi üzerine Gazi Paşa ayağa kalkarak şu sözleri söyledi:



Efendiler, gösterdiğiniz kıymetli uyanış ve ufuk açıklığından çok duyguluyum. Sesim uygun değil bu nutka da izin verirseniz bir beyitle cevap vereyim:



Ölmez bu vatan farzı muhal ölse de hatta

Çekmez kürenin cismi bu tabutu cesimi

(Ölmez bu vatan varsayalım ölse de bile

Çekmez dünyanın bedeni bu kocaman tabutu)

Hâkimiyet-i Milliye:01.09.1925