Konya Askerî Nalbant Okulunda Yapılan Diploma Töreninde

Efendiler!

Türk milleti, asıl kökünde ve ondan sonra hareket ve faaliyetlerle malî devrelerinde, araştırılırsa görülür ki, milletimizin alışılmış sosyal hayatıyla askerlik sanatı iç içe bulunmuştur. Millet, bu sanatın bütün gereklerini, hayat ve işlerinin gerekleri kabul ederek doğal bir şekilde yapardı. Denebilir ki, milletin sosyal heyeti, ordu heyeti halinde idi.



Şüphe edilmez ki bu ordunun, bu heyetin ihtiyaçları kişilerin eliyle, kişilerin emeği ile yapılırdı. Elbette yabancı fabrikalarına, yabancı zanaatçılarına ısmarlanmazdı. Fakat Osmanlı Türkleri, İstanbul’u, Rumeli’yi fethettikten sonra hayatlarının gerekli sosyal ihtiyaçlarını kendilerinin sağlamasından doygun olduklarını kabul ettiler. Bu konuyu içli dışlı temasa geldikleri yabancı unsurların çıkarının ellerine bıraktılar. Onlar, yalnız uzun zaferlerin sıkıntılarının zorluklarına göğüs germeği geniş savaş meydanlarının ölmez kahramanlığı şerefini elde etmeyi övünme nedeni bilirlerdi. Onlar için bu kahramanlık sanatından başka sanat yoktu. Veyahut başka sanatla uğraşmayı onurlarına aykırı görürlerdi.



Hafızamda aldanmıyorsam, Belgrad üzerinden Viyana’ya yürüyen büyük bir Osmanlı ordusunun başında bulunan en büyük Osmanlı padişahlarından birinin, bir sanatkâra ihtiyacı olmuştu. Bunu bulmak önemli bir mesele oldu. Sonunda erler arasından biri çıktı. Fakat padişah bu olaydan, ordu içinde bir sanatçının bulunmasından üzüntü duymuştu. Padişah, sanatçıların orduya girmesinin ordunun sağlamlığını bozacağı düşüncesinde idi.



İşte bu zihniyetin yaygın hakimiyetidir ki, sonuç olarak Osmanlı ordusunu ve milletini iğneden ipliğe kadar, naldan mıha kadar her türlü ihtiyaçlarını sağlamaktan cahil ve aciz bıraktı. İhtiyaçlarının sağlanması için milleti haraç verici kıldı. Bu anlayışla sanatın gereği, sanatçılığın önem ve onuru elbette değerlendirilemezdi.



Efendiler! Memleketimizin bereketli topraklarından, sonsuz erdemlerinden, türlü ve zengin kaynaklarından kimseye muhtaç olmaksızın hakkiyle yararlanabilmek için ve bundan dolayı milletimizi mutlu ve refah içinde, ordumuzu tamamen ihtiyacını tamamlamış ve kuvvetli yaşatabilmek için sanat gereklidir.



Sanatın en basiti, en şereflisidir. Kunduracı, terzi, marangoz, saraç, demirci, nalbant sosyal hayatımızda ve askeri hayatımızda saygı ve onura layık sanatçılardır.



Bugün bir sanat kurumunun içinde bulunduğumdan, bu kurumun ikinci mahsulünü orduya sunduğunu gördüğümden cidden mutluyum. Bu kurumun oluşturulmasına yardım edenlere özellikle teşekkür eder ve onları takdirler ile kutlarım.



Babalık; sayı: 363