Millî Mücadele’de Bir An Önce Başarılı Olmak İçin Subaylardan Kıtalar Oluşturmak, Milletvekillerinden Gönüllü Kuvvetler Oluşturmaları ve Subayların Yanlarındaki Hizmet Erlerinin Alınması Hakkındaki Önerge Nedeniyle

Öncelikle önerge içeriği hakkında açıklamalar yapan Refik Bey arkadaşımızın hakkımda gösterdiği içten duygulara ve güvene ben de bütün varlığımla teşekkürlerimi sunarım. Bu içten duyguların ve güvenin kötü kullanılmayacağına dair tarafımdan güvence veririm. Şimdi arz edeceğim bildirilerim, doğrudan doğruya bu önergede açıklanan maddelerin cevabı olacaktır. Ayrı ayrı Bakanlıklara ait olan konular doğal olarak kendilerine ait olduğundan savunmasını kendilerine bırakacağım. Efendiler, Yunan taarruziyle meydana gelen bugünkü durum sonuç değildir. Bu duruma bakarak hüküm vermek doğru olamaz. Ancak bugünkü duruma karşı bütün düşünceleri birleştirecek olursak, bunun doğal olarak nedenlerini aramak gerekir. Bu konuda önceki oturumlarda vermiş olduğum açıklamadan başka bir konunun açıklanmasını ben gerçekten gerekli görmüyorum.



Fakat verilmiş olan genel açıklamanın ayrıntıları ve nedenlerine girmek, bütün içeriğine, bütün ayrıntılarına girmek isterseniz bir şeyi önermek istiyorum. Komisyonlardan veya başkanlarından seçilmiş birer arkadaşımız ayrılsın, bir olağanüstü meclis olsun, Harbiye Nazırı ile Genelkurmay Başkanı oraya gitsinler, her şeyi bütün ayrıntılarıyla, gerçekte olduğu gibi söylesinler. Ben sanıyorum ki, o zaman, genel durum hakkında orada bilgiler aldıktan sonra söyleyeceğiniz düşünceler değişecektir. Çünkü bilirsiniz ki insanların hatırına birçok şeyler gelebilir. Şöyle yapmalı, böyle yapmalı denir ve pek güzel şeyler hatıra gelir.



Dünyada insanların aklına gelen her mantıklı şeyin yapılmasına maddî imkân olsa idi, gerçekten bütün dünyanın genel görüntüsü başka türlü olurdu. Fakat Efendiler, insanlar için her şeyi yapmakta maddî imkân bulunamaz. Nelerin yapılmasının mümkün olabileceğini takdir, ancak genel durumun bütün aşamalarını, bütün ayrıntılarını daima göz önünde tutmaya bağlıdır.



Şimdi önerge içeriğine cevap vermek istiyorum: Birinci maddede ordunun donatımı söz konusu idi. Doğal olarak ben anladığım gibi ifade ediyorum. Millî Savunma demek, ordu teşkilâtı demektir. Önerge sahibi olan kişiler, ordu teşkilâtında bir eksiklik görerek onun tamamlanmasını istiyorlar. Efendiler kesinlikle söylerim ki, ordumuzun teşkilâtı çok mükemmeldir ve dünyada bizim ordumuzun teşkilâtından daha düzenli bir ordu teşkilâtı yoktur. Diyebilirim ki bu, en son teşkilâttır. Bundan dolayı bugünkü manzara ordu teşkilâtının eksiğinden doğmuş değildir. Ordunun teşkilâtı, teşkilât olmak bakımından en mükemmel derecededir. Bundan dolayı bunun tamamlanmasına hiç gerek olmadığından bunun için düşüncelerimizin bunlarla meşgul edilmemesini öneririm. Şu anki durumun nedenlerini, ordunun teşkilâtındaki eksikte değil, başka noktalarda aramak gerekir. Aynı zamanda küçük kütlelerin başına çok subay geçirmek ve Bulgaristan’da, Almanya’da ve başkalarında da olduğu gibi yalnız subaylardan oluşmuş kıtalar oluşturmak söz konusu olmuştur.



Efendiler, böyle küçük küçük müfrezelerin başında subay bulundurmakla oluşturulan teşkilât, küçük harp teşkilâtıdır. Gerilla denilen küçük harp teşkilâtıdır. Hepinizin hatırındadır ki, Bakanlar Kurulu’nun savaş konusundaki görüşünü burada açıklarken demiştim ki: Uzun zaman savaşmak ve bütün milletin savaşçı ruhunu daima zinde tutabilmek için küçük harp yapacağız. Bunu söylediğim zaman kuvvetimizin ufak ufak kütlelerden oluşmuş olacağını hepiniz anladınız. Bu ufak kuvvetlerin başında subaylar çalışma durumunda bulunacaktır. Bu, esasen hükûmetin, Bakanlar Kurulu’nun vermiş olduğu karar ve kabul etmiş olduğu bir yöntem, bir görüştür ve uygulamalarına başlanılmış olduğunu müjdelerim. Bunu önemli görüyorum ve doğrusu da budur.



Bakanlar Kurulu da zaten bu görüşe katılmıştır ve faaliyetine başlanmıştır efendim. Hem bu yöntem Almanlardan, Bulgarlardan alınmamıştır. Gerçekte Bulgarlar çete teşkilâtı yapmışlardır. Balkan savaşları başlangıcından sonucuna kadar bütün çete teşkilâtıyla doludur. Bunu demek istiyoruz. Bulgarlar vatanı kurtarmak için böyle bir teşkilât yapmışlardı. Fakat biz, vatanımızı kurtarmak için güçlü olan düşmanı devamlı ümitsiz kalacak bir şekilde ve kendi ümitlerimizin sarsılmaz olduğunu göstermek için böyle bir teşkilât yapmışız. Bundan dolayı biz, bu hareketi ne Almanların ve ne de Bulgarların harekâtından almışızdır. Efendiler, onların teşkilâtını bize önermeye gerek yoktur.



Üçüncü bir nokta: Subaylardan kıta oluşturmak, alay ve tabur oluşturmak. Efendiler sözlerime güveniniz, dünyanın hiçbir milleti, bin türlü zorluklar ile, paralar ve seneler, sıkıntılı, acılı günler harcayarak meydana getirdikleri subaylarını, hiçbir zaman kütleler hâlinde bulundurarak ateş altına atmaz. Bu, hiçbir zaman da doğru olmayan bir şeydir. Bir subay kolay kolay yetişemez. Bunu hiçbir millet yapmamıştır. Yalnız Bolşevikler yapmıştır. Çünkü Erler (askerler) kendilerine karşıttı. Erler (askerler) hepsini öldürüyordu.



Bundan dolayı o zaman subaylar bir araya gelmiş ve kendi hayatlarını kurtarmak için böyle teşkilât yapmışlardı. Yalnız onlar bu amaç için bunu yaptılar. Yoksa gerek ve kesin mecburiyet olmadıkça subayları israf etmek doğru değildir. Kütle hâlinde düşmanla karşı karşıya gelinince çok subay ölür. Almanlar subayları geride bulundurup ölmelerini önlemek isterler. Onun için subaylarımızın değer ve önemini kabul edelim. Subaylar da milletin ve milletvekillerinin kendileri için çok şefkatli ve içten büyük babaları olduğunu hissetsinler, babaları olduğunu anlasınlar da zaten vatan için adamış oldukları vücutlarını daha çok seve seve düşman karşısında kullansınlar. Bununla beraber bugün almış olduğumuz önlemler alındığı gibi, mücadelemizde devam etmek için de, arz ettiğim gibi, küçük harp teşkilâtı yapmaya fiilen girişilmiştir. Bundan başka yine birçok subaylarımız vardır ki eline bir kıta geçirememiş veya elindeki kıta elinden çıkmış, bunlar, subaylar bölüğü adı altında, askerler gibi savaşa atılmaya hazırlanmışlardır. Bunu kendi gözümle gördüm (Alkışlar). Fakat bunun devam etmesini arzu etmemeliyiz. Çünkü iki yüz elli subaydan oluşmuş bir subaylar bölüğü büyük bir kuvvet oluşturmaz. Halbuki iki yüz elli subayın her biri beş on kişinin başına geçerse ne kadar büyük bir kuvvet oluşturur.

Bundan dolayı birinci madde hakkındaki cevabı tekrar ediyorum. Bugünkü durumun nedenlerini ve varlığını başka bir noktada aramak gerekir. Bugünkü açıklamalardan başka bir açıklamaya gerek görmüyorum. Ayrıntılar hakkında daha çok bilgili olmak istiyorsanız, çeşitli komisyonlardan bir komisyon oluşturursunuz, ilgili olanlar orada her şeyi söyler ve tatmin olursunuz. Bu konuya dair önceden verdiğim bilgilerde, küçük harp teşkilâtına fiilen başlanmıştır ve çok değerli arkadaşlarım büyük yetki ile buna memur edilmiştir demiştim. Subaylarımızı israf etmek taraftarı değiliz. Subay bölükleri de vardır. Bunları bu halde bırakmaya şahsen taraftar değilim. Tersine, kendilerinden daha değerli şekilde yararlanmayı arzu ederim.



Efendim, ikinci maddeye geçeceğim; saygıdeğer arkadaşlardan bir kısmı, gönüllü bölükler oluşturmak, millî kuvvetler vücuda getirmek, düşman karşısına hareket etmek üzere bu şekilde görevlendirilmişlerdir ve yine içinizde bulunan arkadaşlardan herhangi birisi –kaç kişi olursa olsun- ben falan yerde kuvvet oluşturabilirim derse, derhal arzu ettiği görevi veririz. Biz zaten böyle arkadaşları arıyoruz ve bizim hatırlayamadığımız arkadaşlarımız lütfen derhal gelsinler, konuşalım ve zaman kaybetmeden böyle vatanî göreve sarılsınlar. Yalnız bu noktada bir şey söylemek zorundayım. Böyle bir görev isteyen arkadaşımız birtakım noktaları dikkate almalıdır.

O da şudur: Falan bölgede ben kuvvet oluşturabilirim dediği zaman, o kuvveti gerçekten oluşturabilme gücüne sahip olmalıdır. Yani hükûmetten silâh isterse, cephane isterse ve hükûmetten asker toplamak ve güç kurmak için jandarma isterse, o arkadaş bu kuvveti toplar ama bu kuvvetin mahiyeti istenilen ve konu olan kuvvet olmaz. Bundan dolayı hiç tereddüdümüz yoktur. Rica ederiz ve çok istirham ederiz. Hangi arkadaşımız bu şartlar dairesinde bir kuvvet yapabilecekse ve nerede ise derhal yapmalıdır ve yapmak arzusunu gösterenler de zaten işe başlamışlardır.



Üçüncü maddeye geçiyorum. Bu üçüncü madde, bütünü bakımından Genel Kurulumuza ait olan bir maddedir. İmza sahibi olan arkadaşlarımız hepimize öneriyor ve diyorlar ki: Vatan savunması emrindeki işleri seçerek göz önüne alalım ve bütün zamanımızı o yöne yöneltelim ve pek çok kanunî şeylerle uğraşmayalım. Bu öneriye ben özellikle teşekkürlerimi sunarım. Yalnız bu sözlerimiz uygulamada da görünmüş olmalıdır. Fakat üzüntüyle görüyorum ki bu durum fiilen görünmüş değil; öyle ki, Refik Bey kardeşimizin izinlerine sığınarak arz etmek istiyorum, bu önergenin başında elinde iç tüzüğün maddesi olduğu halde kanunun uygulanmasına karşı çıkmışlardır. Demek oluyor ki, bazı konularda kanun hükümlerinin dışına çıkamayacağız.



Hizmetçi sorununa gelince; en son madde, subayların yanında hizmetçi bulunmasın ve gerekirse onlara para verelim, uşak bulundursunlar. Doğal olarak benim bildiğim ve Millî Savunmaca izlenen konu, genellikle subayların harp cephelerinden uzak bırakılan aileleri yanında bulunan askerler bir kez silâhsız askerlerdir. İkincisi, seyyar hizmetlerde kullanılması gereken sakat askerler olacaktır. Hizmetçi askerlerinin bu gibi askerlerden olması gerekir. Bu kadarını ben daha gerekli görüyorum. Çünkü çoluğunu, çocuğunu bir yerde bırakarak savaş cephesine giden bir subay, mutlaka ailesinin hizmetlerine ve onun korunmasına birisini ayırmak ister. Para ile bir uşak tutsa belki ona bir asker kadar güven duyamaz. Ailesini kimsesiz bırakıp giden bir subay kalben ve vicdanen rahat olmaz. Bundan dolayı bu ihtiyacı para ile sağlamak çok zordur. Bu nedenle subay ailelerinin yanında bulundurulacak askerleri çok görmek taraftarı değilim. Yalnız ellerindeki silâhı çok görürüm. Silâh mutlaka savaş cephesinde bulunmalıdır.



Efendim, bir de Refik Bey kardeşimizin dışarıdan bir kuvvet sağlanması hakkında bir girişimin daha önce niçin gerçekleşmediğini söylediler. Bu girişim çok önce olmuştur. Çoğunluğun hatırında olan bu girişim bir aydan, iki aydan, üç aydan beri değil, daha eskiden beri maddî olarak gerçekleşmiştir ve ancak bu kadar eski başvurularımızın kazançlarını bugün toplayabiliriz. Eğer biz, dün ve önceki gün işe başlamış olsaydık belki hiçbir kazanç almanın imkânı olmazdı. Bundan dolayı güvenmenizi rica ederim, kendinizi tatmin buyurunuz, çok eskiden beri bu girişimlerde bulunulmuştur.



Bu konuda Azerbaycan’dan da söz edildi. Yakınımızda bulunan Azerbaycan’a bir seneden beri propagandacılar gönderilmesi vesaire… Sanıyorum ki benden önce söz söyleyen arkadaşımız Azerbaycan’la yakından ilgilidir. Elbette kendileri çok iyi bilirler ki, orada yakın zamana kadar büsbütün başka mahiyette bir hükûmet vardı. Halbuki son zamanlarda Azerbaycan içinde birtakım inkılâplar oldu. Bu inkılâpların gerçek nedenlerini araştırmanızı rica ederim. Bundan dolayı Türkiye, Azerbaycan kardeşine kendi görüşlerini, kardeşlik duygularını ve geleceğe dair bütün düşüncelerini ulaştırmıştır. Türkiye, Azerbaycan’a komutan göndermiş, subay göndermiş, her şey göndermiştir. Azerbaycan askerî varlığını kendisine lâyık bir tarzda şekillendirmiştir. Fakat biz arzu ederdik ki Azerbaycan  bizimle bizden daha çok ilgili olsun. Bundan dolayı soruyorum, Azerbaycanlılar niçin kuvvet göndermediler? Fakat biz gönderdik Efendiler. Biz gönderdik ve kazançlı da olduk.



Efendiler, sözlerime son vermek için bir görüş arz etmek istiyorum; İç işlerinden söz edildi, iç işleri memurlarından söz edildi. Ben de sizinle beraber kabul ederim ki, içeriyi yönetmekte arzu edildiği kadar başarı yoktur. Fakat başarısızlığın başta en büyük sebebi, sanıyorum ki, arzu edildiği gibi becerikli memur bulamamaktadır. Bu güçsüzlüğü ben de gayet doğal buluyorum. Kendi kendime, elli livamız (kazadan büyük ilden küçük şehir) var ve her livadaki kaymakamları da düşünecek olursak, şu kadar kaymakamımız var. Bir vekil veya vekile bağlı üç kişi beş kişi –isterse on beş kişi olsun- bu kişi, falan yere mutasarrıf (vilâyetten küçük sancağın en büyük yönetim amiri), falan yere kaymakam olarak gidecekleri düşünecek ve bütün düşüncelerinde isabet edecek, bu gayet zor bir görevdir ve bunun zorluklarını bütün arkadaşlarımız kendi şahıslarında tecrübe edebilirler. Birçok arkadaşımız bizimle fikir alışverişinde bulunduğu ve falan mı olsun, filân mı olsun dediği sırada, her ikimiz karşı karşıya çaresiz kaldık. Bundan dolayı bu zorluklara yüksek dikkatinizi çekerim. İç işleri yönetimimiz konusunda zorlukları yok edebilmek, iyi memur tayin etmek, yahut memur azletmek yöntemini yok etmek zorundayız. Biz bu yöntemi iki ilkeyle çözebileceğiz. Bundan dolayı hangi prensibi koyabileceğimizi düşünmekle meşgul olalım. Sanırım bugünkü varlığımızın ana mahiyeti milletin genel eğilimlerini ispat etmiştir, o da halkçılıktır ve halk hükûmetidir. Hükûmetlerin halkın eline geçmesidir (Alkışlar). Efendiler biz memur sınıfı yaratmak için çalışmayalım ve mutlaka bir memur kadrosu içerisinde bulunanları bir yere koymakla aklımızı yormayalım. Yönetimi halka teslim etmek için çalışalım (Alkışlar). O zaman bütün zorlukların yok olacağına ben inanıyorum. Ben bununla kendim uğraşmaktayım. Yakın zamanda bu görüşümü ifade eden düşüncelerimi yüce Heyetiniz’e arz edeceğim.1



Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Efendiler, Refik Bey ve arkadaşlarının vermiş olduğu dört maddelik önerge hakkında açıklama yapmıştım. Verdiğim bilgilerle, önerge içeriği inancıma göre, Bakanlar Kurulu ile Yüce Heyetiniz arasında söz konusu olan noktalarda hiçbir ayrılık olmadığını gösteriyor. Hatırlarsınız, ordu teşkilâtı, küçük harp teşkilâtı, arkadaşlarımızdan en fazla yararlanma, subay aileleri yanındaki hizmetçi meselesi gibi konulardır ki, bunlar geleceğe dair konulardandır. Bundan dolayı şimdi arzettiğim cevap ve açıklamalar bu maddelere karşılık geliyorsa ve yetersiz görünüyorsa, bir kez bunu çözümlemek ve ondan sonra buna son vermek gerekir. Ondan sonra Refik Bey kardeşimizin bu maddeler dışında olmak üzere söz konusu ettiği ve geçmişe dair olan birtakım konular vardır ki bunlar doğrudan doğruya belirli birtakım bakanlıkların işleriyle ilgili oluyor. Bu meseleler hakkında görüşmelere devam edilebilir ve sonucunu istediğiniz ve arzu ettiğiniz gibi bulursunuz. Fakat önergenin mahiyetiyle önerge dışında söz konusu olan bu konuları birbirinden ayırmanızı öneririm efendim (Uygun sesleri).