Trakya ve Düzce Olayları Hakkında

Bugünkü durum hakkında yeni bir şey yoktur ve önem taşıyan yeni bir bilgi almadık. Yalnız Düzce’de yeni bir olayın ortaya çıkmasından haberiniz olmuştur.



Salih Efendi (Erzurum)- Hayır Sayın Paşam, Düzce meselesini sormuyorum. Onların hiçbir önemi yok. Edirne’yi kastediyorum.

Mustafa Kemal Paşa- Çoktan beri Edirne’den resmî bir bilgi alamadık. Ona dair açıklama yapmayacağım. Çünkü ilişkilerimiz ve bağlantımız birkaç günden beri kesilmiş bir halde bulunuyor. Belki söyleyebileceğim şeyler şuradan buradan öğrendiğimiz, İstanbul veyahut Rum gazetelerinin kısa yayınlarına aittir. Bu kısa yayınlar da doğal olarak bizim aleyhimizdedir.



Fakat elimizde bir bilgi yoktur. Yalnız bu nedenle şunu söyleyeyim: Bilirsiniz Trakya, Bulgaristan’la üç deniz arasında bulunan küçük bir parçadır. Yani Anadolu’nun geniş sahalarıyla karşılaştırılırsa küçük bir parçadır ve bu küçük parça içinde bulunan kuvvetlerimiz de her taraftan düşman kuvvetleriyle kuşatılmış bir durumdadır. Fakat Trakya için en zararlı, en etkili, zehirden daha etkili bir yön var ki, o da, İstanbul ile şimdiki temasıdır. İstanbul ile temasta ve ilişkilerde bulunanlar zehirlenirler ve ölüme mahkûm olurlar. Eğer Trakya’nın başına bir felâket gelmiş ise biliniz ki ve sizi temin ederim ki, zehirli olan İstanbul’un aldatmalarına kapılmış olduğu içindir.



İsmail Suphi Bey (Burdur) -Sayın Paşam üç soru sormaya izin verir misiniz?

Mustafa Kemal Paşa- İzin veriniz daha bitirmedim Beyefendi. Bundan dolayı Trakyalılarla İstanbul çok ilişkide bulundular. Çok siyaset yaptılar. Fransızlarla birçok ilişkilerde bulundular ve sandılar ki, Fransızlarla İstanbul’dakiler, kendilerini korur ve kurtarır. Gerek İstanbul’dakiler, gerek Fransızlar, Trakya’yı ve Trakyalıları kolaylıkla Yunanlılara ezdirebilmek için gereken önlemleri almak ile meşgul idiler. Bundan dolayı, bu felâketin sonu belli olmuş ise; bunu görüp takdir edemeyenlerin hatalarının eseridir. Bununla beraber her ne olursa olsun, Trakya’yı bugün Yunanlılar, İngilizler işgal edebilirler. Kim isterse işgal edebilir. Madem ki, bu milletin akıbeti bu Meclis’te kararlaştırılacaktır ve bu Meclis de koca Anadolu’ya ve büyük millete dayanıyor, sonuç olarak İstanbul’u olduğu gibi, Trakya’yı da yine burası (Meclis) kurtaracaktır (Alkışlar).



(İsmail Suphi Bey’e hitaben) Buyurun efendim sorularınızı şimdi sorabilirsiniz.

İsmail Suphi Bey (Burdur)- Sayın Paşam birinci sorum, bizim kuvvetler Rus kuvvetleriyle ittifak edeli epey zaman olmuştur. O zamandan beri o kuvvetlerin buraya çekilmesi düşünülmüş müdür, böyle bir girişime gerek var mıdır?

Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Neden dolayı böyle bir girişimde bulunalım? Böyle girişim var mıdır? Ne sebep vardır efendim? Kızılorduları bizim memleketimize davet etmek girişiminin bizce düşünüldüğünden zatıâliniz haberli midir?

İsmail Suphi Bey (Burdur)- Soruyorum efendim.



Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Yaptınız mı, yapmadınız mı? diye soruyorsunuz rica ederim. Böyle bir soru sorabilmek için durumu gayet iyi düşününüz. Tahlil ediniz, ondan sonra herkesin karşısında soru sorunuz. Biz böyle bir şey düşünmedik ve düşünmek de istemiyoruz.



İsmail Suphi Bey (Burdur)- Bu halde fiilî yardım ne şekilde olabilir? Bizim delege heyetimiz Moskova’da Sovyetlerle görüşme ve konuşmalara girişmiş midir?



Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Görüşme ve konuşmalara  girişilip girişilmediğine dair henüz bir bilgi almadık. Yalnız onların oraya ulaşmalarının ardından telsiz telgrafla, Türkçe yazılı iki telgraf aldık, onu izleyen hiçbir bilgi vermediler. Biz de bunu merak ettik ve biz de iki defadır, hızlı bir şekilde kendilerine sorduk, niçin bize bilgi ve açıklama vermiyorsunuz diye, yalnız gideli on beş gün oldu. Biliyorsunuz ki (Enternasyonal) kongreleri toplanıyor. Belki bizim delegelerimiz bu kongreye katıldı. Belki de bizim üyelerimiz orada konuşma ve tartışmalara girişmişler, görüşmelerin sonuçları hakkında bizi bilgilendirmeye zaman bulamamış olabilirler. Üçüncüsü nedir efendim?



İsmail Suphi Bey (Burdur)- Lehistan’da Bolşevik ordularının ilerlemesine bakarak sonradan İngiliz, Fransızlar tarafından Lehlilere yardım için kuvvet gönderileceğine dair haber gelmesine bakarak gerçekten Bolşevik ordularını başarısız bırakacak bir şey yapabilirler mi?



Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Beyefendi böyle bir şeyi halletmek için öncelikle; Rus Bolşevik ordusunun askerî durumu ve uygulama sahnesine koymuş olduğu kuvvetin gerçek derecesi nedir? İkincisi; kendisiyle doğrudan doğruya savaşta bulunan ve yenilen Leh kuvvetleri nedir? Üçüncüsü; oraya Fransız ve diğer İtilâf Devletleri’nin gönderebilecekleri azâmî kuvvet nedir? Ve bu kuvvetler hangi yolla ve ne zaman gönderilebilir? İşte bu bilgiyi toplamış olmak gerekir. Böyle bir bilgi bu Bolşevik Cumhuriyet Hükûmeti’nin Genelkurmay Başkanı’nın masasında bile yoktur (gülmeler).



Hüsrev Bey (Trabzon)- Yüksek bildirileriniz sırasında Düzce’de yeni yolsuzluk ve uygunsuzluk olduğundan söz ettiniz. Arkadaşlar bunu işitmişler, fakat kesin olarak anlayamamışlar. Açıklarsanız daha iyi anlarız.

Nuri Bey (Bolu)- Düzce’ye ait durumu dinlemek istiyoruz.



Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Yalnız ben size bu sorunun esasına dair  kısa bir bilgi vereyim. Belki İçişleri Bakanlığı’ndan, askerî yöne ait olan kısmı da Genelkurmay Başkanlığı’ndan sorulmak istenirse daha çok bilgi edinirsiniz efendim.

Olayın gerçeği şundan ibarettir: Vaktiyle isyan eden ve fakat bastırılmaları sırasında bize sığınan birtakım insanlar vardı. Bu sığınanlar affolundu ve şurada burada yerleştirilmek bile istenildi. Bunlar son zamanda kaçtılar ve tekrar o bölgeye girdiler. Anlaşılan, o yerlerde gizlenip kalmış olan diğer birtakım bozguncular daha vardır. Bunlar belki kendileri için uygun zannettikleri bir durumun ortaya çıktığını düşünerek isyan ettiler ve Düzce’yi, gelip eskiden yaptıkları gibi, işgal ettiler. Batıya doğru gidip Hendek’i işgal ettiler. Doğuya doğru gittiler, Bolu’nun içine girdiler. Bildiğiniz gibi orada bulundurduğumuz kuvvetlerimizin neredeyse tamamına yakın bölümünü Yunan taarruzuna karşı göndermiş bulunuyorduk. Orada ufak ufak bazı müfrezeler bırakılmıştı. İşte bu müfrezelerin zayıf olmasından, Yunanlıların ve İngilizlerin ortaklaşa olarak Adapazarı çevresinde hareket etmesinden ve İstanbul’un da abartılı birtakım kışkırtmalarda bulunmasından, arz ettiğim insanlar bu cesarette bulundular. Fakat bu kez görülüyor ki halk bunlara katılmadı. Ortada yalnız kaldılar. Biz doğal olarak haberdar olduğumuz gün hemen ve hızlı bir şekilde o yöne kuvvet göndermeye başladık ve bu kuvvetlerimiz hemen iki gün içinde Gerede ve Mudurnu’ya ulaştılar. Diğer taraftan da çeşitli yönden kuvvetler harekete geçti. Bir kez kendilerinin İstanbul tarafından aldatıldıklarını, verilen sözlerin yerine getirilmemesiyle gördüler. İkincisi, zayıf zannettikleri bizi, ikinci kez olmak üzere kuvvetli olduğumuzu gözleriyle tekrar görmeye başladılar ve ikinci kez oraya girecek olan kuvvetin elbette birincisinden daha etkili bastıracağı ve korkutacağı muhakkaktır. Hemen bunun üzerine Düzce halkı ve ileri gelenlerin tamamı telgrafla başkanlığa, bana başvurdular. İçişleri Bakanlığı’na, Batı ordusuna yaptıkları başvurularında, herhalde kendilerinin bu işe katılmadıklarını, gelen asilerin de pişman olduklarını bildirdiler. Fakat bu kez tekrar cezalandırılacaklarından korkarak af diliyorlar. Bununla beraber gerek Düzce, gerek Bolu, gerek Hendek’te hükûmet görev başında olup, inzibat ve asayiş sağlanmıştır. Hükûmetle, yani burasıyla haberleşme düzenlidir. Yalnız Düzce’de bazı subayları ve memurları göz altına almışlardır. Bu haberleşme sonucunda Batı Ordusu Komutanı kendilerine yirmi dört saat süre verdi. Bu zaman süresinde dağılacaklar. Ancak istedikleri affı ne Batı Ordusu Komutanı ve ne de biz vermeye yetkili değiliz. Ancak bu (af) Yüce Meclis’in takdir ve kararı ile verilebilir. Bizim onlara karşı yaptığımız bir şey var ise, o da dediğimiz noktaları yaparlarsa, dağılırlarsa, itaat ettiklerini ve boyun eğdiklerini bildirirlerse biz de kendilerini Yüce Meclisiniz’e affettirmeye aracılık edeceğimizi, istekte bulunacağımızı vaadettiğimizdir. Düzce’nin durumu bundan ibarettir.



Hakkı Bey (Van)- Sayıları çok mudur efendim ?

Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Hayır, birkaç yüz kişiden ibarettir.

Haşim Bey (Çorum)- Zannedersem Düzce ve çevresinde ki isyan, Bursa ve çevresinin düşmesine neden olanlar hakkında Hıyanet-i Vataniyye Kanununu (Vatana ihanet) hakkıyla uygulamadığımızdan ileri geliyor. Biz bu durumlara izin verirsek bugün bunları aramızda bile görebiliriz.



Mustafa Kemal Paşa (Ankara)- Yüce Meclis’inize sunduğum cevap şimdilik yeterli görülüyorsa konuşmalarıma son vermek için izninizi rica edeceğim (yeterli yeterli sesleri ve alkışlar).