Anayasalarımızda Kadın Hakları

Yrd. Doç. Dr. ZEHRA (ODYAKMAZ) ALTINBAŞ


Konumuz “Anayasalarımızda Kadın Hakları”dır. Kadın hakları diye bir ayırım yapılması, bazı hakların anayasada varolduğu halde pozitif hukukta kadınlara tanınmaması, tanındığı hallerde ise çeşitli nedenlerle erkek ve kadın bakımından ayırım yapılması veya tanınan haklardan kadınların uygulamada yararlanamamaları yüzündendir.

Bütün uluslararası belgeler1 ile anayasalarda ve kanunlarda eşitlilik ilkesi esas alınmış olmakla beraber, bu eşitlik teorik alanda kalmıştır. Bu nedenle kadın haklarının ayrı bir konu olarak incelenmesi zorunluluğu doğmuştur.

Aslında kadın hakları deyimi bile kadın erkek eşitsizliğini ortaya koymaktadır. Çünkü özellikle bu çağda asıl olan erkek veya kadın hakkı değil, insan haklarıdır.

Çalışmamızda kadın hakları konusunu ele almamızın önemli bir nedeni de kanaatimizce Atatürk inkılâbının temelini teşkil etmesi, demokratik hayat tarzını oluşturması ve kadının çağdaş toplumdaki değerini ve yerini belirlemesidir.

“Anayasalarımız” deyimi ile Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet dönemi anayasalarla, anayasal belge niteliğinde olan hatt-ı hümâyûn ve fermanları kasdetmekteyim.

Osmanlı döneminde bütün tebaa arasında eşitlik ilkesini, ilk defa 3 Kasım 1839 tarihli Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nda2 görüyoruz.

Ancak bu eşitlik daha ziyade Müslüman ahali ile diğer dinlerden ve ırklardan olan tebaa arasındaki eşitliktir.

Gülhane Hattına dayanılarak 28 Şubat 1856 tarihinde ilân edilen Islâhat Fermanı3 ise, Türk tarihinde ilk defa bir belgede (cinsiyet) bakımından bir sınıfın başka bir sınıftan aşağı tutulmasını gerektiren bütün tabirleri, sözleri ve ayırımları resmî yazışmalardan ilelebed kaldırmaktadır.

Gülhane Hattı ile Islâhat Fermanı ve 1875 tarihli Ferman-ı Adalet4 birlikte ele alındığında, genel olarak cinsiyet bakımından aşağılamanın terkedileceğinin ve can, ırz, namus ve mal bakımlarından eşit hukuka sahip olacaklarının bu belgelerde kabul edilmiş bulunduğunu görmekteyiz.

Böyle olmakla beraber Gülhane Hattı bu eşitliğe (hükmü şer’î iktizasınca) çekincesini koyarak istisna getirmiştir. Yani eşitlik din kurallarına göre olacaktır. Bu durumda kadının o zamana kadar uygulana gelen medenî haklarında bir değişiklik olmamakta, eşitlik tamamen teorik alanda kalmaktadır. Çünkü medenî haklar bakımından şer’î hukuka5 göre kadın:

— Evlenme hakkındaki rızasını, kendisi değil erkek vekili bildirir.

— Kocasının çok evliliğine karşı çıkamaz.

— Çocukları üzerinde velayet hakkına sahip değildir.

— Boşanma hakkı yoktur.

— İki kadının tanıklığı, bir erkeğin tanıklığına eşittir6.

— Mirastan erkeğe oranla daha az pay alır7. Ancak Tanzimat döneminde Arazi Kanunnamesi8 ile kadının durumu, kısmen düzeltilmiştir.

1854 yılında cariyelik ve kölelik kaldırılmış9, bu suretle kadın, satılıp alınan mal olmaktan çıkmıştır.

Tanzimat döneminden itibaren, özellikle Balkan ve Birinci Dünya Savaşları sonunda çalışan erkek nüfus azaldıkça kadınların hastahanelerde laboratuvarlarda, posta ve tekel idarelerinde çalışma olanakları artmıştır10.

23 Aralık 1876 tarihli ilk Anayasamıza11 göre bütün Osmanlılar kanun önünde din ve mezhepten doğan konular dışında hak ve ödevler bakımından eşittirler12.

Osmanlı devletinin uyruğunda bulunan bütün insanlara hangi din ve mezhepten olursa olsun Osmanlı denir13.

Bu hükümlerde erkek-kadın ayırımı yapılmadığına göre, yine hak ve ödev bakımından Osmanlı kadın ve erkekleri eşit gibi görünmektedir. Halbuki medenî haklar bakımından kadın, eskisi gibi şer’î hukuka tâbidir.

1876 Anayasa’sının kadınlarımız bakımından en büyük özelliğinin 114. maddede yer aldığı kanaatindeyiz. Bu maddeye göre bütün Osmanlılar için ilköğretim mecburîdir.

Aslında kadınlar için eğitim konulan daha önceleri ele alınmıştır. Gerçekten de Tanzimata kadar kızların eğitimi, kendilerine basit bir din bilgisi verilmesinden ibaret iken14, Tanzimat döneminde 1842 de Ebelik Kursu, 1858 de Kız Rüştiyesi, 1869 da Kız Sanayi Okulu, 1870 de Kız Öğretmen Okulu açılmıştır15.

İkinci Meşrutiyet’in ilânı ile yeniden 1876 Anayasasının yürürlüğe girmesi hakkındaki 19 Temmuz 1908 tarihli Hatt-ı Hümayun’da 16 “… tebeanın hangi mezhep ve ırktan olursa olsun özgürlüğüne sahip ve ülkenin hak ve yükümlülüklerinde eşit olduğu” belirtilerek teorik eşitlik tekrarlanmaktadır. Çünkü kadınlarımız İkinci Meşrutiyet döneminde de medenî haklar bakımından Tanzimat döneminden daha farklı bir düzeye gelmemistir. Ancak 1917 de yayınlanan Aile Kararnamesi17 ile evlilik kontrol altına alınmış ve eğitim alanlarında gözle görülür ilerlemeler kaydedilmiştir.

1911 de kızlar için idadî ve kız liseleri, 1914 de Yüksek Kız Öğretmen Okulu açılmış, 1920 de üniversitede okumalarına, 1921 de de erkeklerle birlikte derslere girmelerine izin verilmiştir18.

Çalışma hayatı bakımından ilginç bir örnek ise 1916 tarihli bir nizamnameye göre, “Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslâmiyesi” adını taşıyan bir derneğin kurulmasıdır. Bu derneğin amacı; kadınlara iş bulup kendilerini, namuskârane geçimlerini sağlamaya alıştırarak korumaktır19.

Siyasî haklar bakımından ise durum daha farklıdır. Çünkü monarşik idarenin hüküm sürdüğü Osmanlı döneminde Birinci Meşrutiyete kadar, yalnız kadının değil, erkeğin de seçme ve seçilme hakkı yoktu.

Siyasî haklar ilk defa 1876 Anayasasında yer aldı. İki meclisten oluşan bir sistem getirildi ve (Heyet-i Mebusan) in, yani milletvekillerinin üye sayısı her ellibin erkek nüfus için bir milletvekili olmak üzere hesap edildi20.

Görüldüğü gibi kadın nüfus hiç yokmuşçasına bir düzenleme ile karşı karşıyayız. Halbuki aynı anayasanın 68. maddesi milletvekilliğine seçilmesi caiz olmayanları on şıkta toplamış ve bunlar arasında kadınları saymamıştır21. Ayrıca yalnız erkeklerin seçilebileceğine dair özel bir hüküm de koymamıştır. Bu maddeye göre kadınların milletvekili seçilmelerine bir engel yoktur. Ancak ilk Meclis-i Mebusan’da herhangi bir kadın üye görmemekteyiz. Çünkü gerçekte 1876 Anayasasının mantığında, siyasî haklar bakımından kadın nüfus mevcut değildir. Bu haklar sadece erkek tebaaya aittir. Bu bakımdan milletvekili seçilecekler arasında kadınların sayılmamış olması, onların milletvekili seçilebilecekleri anlamına gelmemektedir.

Kadınlar Osmanlı İmparatorluğu’nda 1877 yılında yapılan ilk seçimlere seçmen olarak katılmadıkları gibi, yine 1877 deki ikinci seçim ile İkinci Meşrutiyet döneminde yapılan 1908, 1912, 1914, 1919 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi için yapılan 1920 ve 192322 seçimlerinde, Cumhuriyetin ilânından sonra da 1927 ve 1931 seçimlerinde de seçimlere katılmadıkları gibi23, milletvekillerini seçecek nüfusun hesabında da dikkate alınmamışlar, yalnız Türk erkeği seçmek-seçilmek hakkına sahip olmuştur.

20 Ocak 1921 Anayasası24 ise yalnızca anayasal kurumları düzenlemekte ve haklarla ilgili herhangi bir hükmü içermemektedir.

Cumhuriyetin ilânından sonra ilk Anayasamız 20 Nisan 1924 tarihli anayasadır25.

Bu anayasada medenî haklar bakımından kadın ve erkekler görünürde eşittir. Fakat henüz mecelle yürürlükte olduğu için şer’î hükümler uygulanmakta ve eşitlik anayasa metninde kalmaktadır.

Atatürk Türk kadınına erkeklerle eşit kanunî haklar tanınmasını hedef almış olmasına rağmen, bu hedefi birdenbire gerçekleştirememiştir. Çünkü toplumdaki kadın-erkek ayırımı zihniyetinin silinmesi, çağdaşlaşma fikrinin benimsetilmesi gerekiyordu. Atatürk bu amaçla, toplumda yeterli kamuoyu oluşturabilmek için çeşitli konuşmalar yapmıştır.

1923 yılında İzmir’de, Türk kadınlarına gösterilen ilgisizliğin toplumumuzun başarısızlığının sebebi olduğunu vurguladıktan sonra “Bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse, bu sosyal toplum felçlidir” der26.

21 Mart 1923 de Konya’da “Büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak kılmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmî, ahlâkî, sosyal ve ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekleyicisi yapmak”27 gerekir diyerek kadın hakları alanındaki inkılâbın temelinde yatan gerçek düşüncelerini ortaya koyar.

Atatürk bu görüşleri doğrultusunda sosyal alanda büyük bir inkılâp olan 17 Şubat 1926 tarihli Türk Medenî Kanunu’nun kabulünü sağlamakla, kadınlarımıza ileri düzeyde medenî haklar tanımıştır.

— Tek kadınla evlenme ilkesi getirilmiştir.

— Evlenebilmek için yaş sınırı konulmuştur.

— Evlenmede medenî nikâh asıldır, imam nikâhı resmî nikâh sayılmamaktadır.

— Evlenecek kadın, evlenmeye ait rızasını bizzat kendisi evlenme memuruna açıklamaktadır.

— Velayet hakkı kadına da tanınmıştır.

— Erkeğin kadını serbestçe boşama hakkı kaldırılmış, erkek ve kadın, eşit şekilde ve ancak dava açarak belli sebeplerin varlığı halinde mahkeme kararı ile boşanmak hakkına sahip olmuştur.

— Kadınla erkek aynı oranda miras almaktadırlar.

— Mahkemede tanıklık yapabilmek bakımından kadınla erkek arasında bir fark yoktur.

1924 Anayasasında siyasî haklar açısından yine kadınla erkek eşit değildir28.

Milletvekili seçimine katılabilmek hakkı, 18 yaşını dolduran erkeklere29 ve milletvekili seçilmek hakkı 30 yaşını bitiren erkeklere30 tanınmıştır.

Kadınların seçme ve seçilme hakkı yoktur.

1924 Anayasasında yer alan bu hükümler Atatürk’ün gerçek görüşleri değildir. O günkü şartlarda henüz kadınlara siyasî haklar tanınmasına elverişli bir ortam yoktur. Bir süre sonra kadınlarımız siyasî haklarını kazanmak için isteklerde bulunarak Atatürk’e yardımcı olmuşlardır.

Nitekim 1926 yılında Trabzon Türk Ocağı’nda Süreyya Hulusi Hanım bir konuşmasında, Türk kadınının tarihte siyasî rol oynadığını belirterek, “Kadın ekonomik hayatta etki sahibi olursa neden memleket işlerinde geri kalsın?” demiş ve (Herkes kadından vatan dersi alır da niçin o, vatanın idaresi ve mukadderatı sözkonusu olduğu zaman ihmal edilir?) diye sormuştur31.

1927 de İstanbul’da Kadınlar Birliği, tüzüğünde değişiklik yaparak kadınlar için siyasî haklar sağlamağa çalışılacağını gösteren bir madde eklemiştir32.

O zaman basında yankılar uyandıran33 bu istek ve davranışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de tartışılmış34 ve nihayet 3 Nisan 1930 da kabul edilen Belediye Kanunu’nda evvelce yalnız erkeklere ait olan seçmek ve seçilmek hakkı kadınlara da tanınmıştır35.

Bu suretle Türk kadınına yasal biçimde siyasî hayata ilk adımını atması sağlandıktan sonra, Atatürk asıl amacına ulaşmak için manevî kızı öğretmen Afet İnan’a Türk Ocağı’nda bir konferans verdirerek zemin hazırladı36.

Ardından 1934 yılında bir gün aydın bir kadın topluluğu Türkiye Büyük Millet Meclisine kadar bir gösteri yürüyüşü yaparak bütün siyasî hakların kendilerine tanınmasını isterler. O sırada çalışma odasında bulunan Atatürk “Arkadaşlar, kadınlarımız Meclisten görev isteğinde haklıdırlar. Hemen kanun tasarısı için çalışmalara başlayınız.” direktifini verir37.

Bu direktif üzerine anayasada gerekli değişiklik yapılır38 ve 5 Aralık 1934 de kadınlarımıza milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınır39, 1 Mart 1935 tarihinde de ilk kadın milletvekillerimiz Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girerler40.

1961 ve 1982 Anayasaları insan hakları bakımından önceki anayasalarımıza göre çok daha kapsamlıdır.

1961 Anayasası’nın; Türk toplumunun çağdaş uygarlık düzeyine erişmesi41 ve Türkiye Cumhuriyeti’nin lâiklik niteliğini koruma amacını güden devrim kanunlarının42 bu anayasanın kabulü tarihinde yürürlükte bulunan hükümlerinin anayasaya aykırı olduğu şekilde anlaşılamıyacağına ve yorumlanamıyacağına ilişkin 153. maddesinin 4 numaralı bendi, konumuz bakımından çok çarpıcı bir özellik taşımaktadır. Bu bende göre : Türk Medenî Kanunu’nun evlenme akdinin evlendirme memuru tarafından yapılacağına dair medenî nikâh esası ile evlenme kâğıdı ibraz edilmeden evlenmenin dinî merasimi yapılamıyacağına ve evlenmenin tamamlanmasının dinî merasimin yapılmasına bağlı bulunmadığına dair hükümleri korunacak devrim kanunlarındandır. Aynı hüküm 1982 Anayasasının 174. maddesinin 4. bendinde de yeralmıştır.

Ancak Atatürk döneminden itibaren anayasal açıdan her alanda kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip kılınmış olduktan halde, pozitif hukukta eşitlik ilkesine aykırı olan bazı hükümler kaldırılamayarak kadınerkek ayırımını bugün de sürdürmektedirler. Önemli gördüklerimizi şöyle sıralayabiliriz:

Türk Ceza Kanunundaki Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı hükümler:

— Zina suçu, kadın ve erkek için farklı düzenlenmiştir. Erkeğin fiilinin zina suçu sayılabilmesi için kocanın karısı ile birlikte ikamet ettiği evde veya herkesçe bilinecek şekilde karı koca gibi yaşaması şartı arandığı halde kadının herhangi bir yerde, herhangi bir erkekle bir kez ilişki kurması yeterli sayılmaktadır43.

— Erkek kaçırdığı kız veya kadınla evlenirse, cezası Ertelendiği halde, kadının bir erkeği kaçırması halinde evlenseler de yasada hüküm olmadığından cezası ertelenmemektedir44.

— Irzına geçilen veya kaçırılan kadın, fahişe olduğu takdirde, failin cezası indirilmektedir45.

Türk Medenî Kanunundaki Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı hükümler:

— Koca birliğin reisidir, evin seçilmesi kocaya aittir46.

— Aile birliğini koca temsil eder47, kadın ancak evin daimî ihtiyaçları bakımından birliği temsil hakkına sahip olmakla beraber48 koca bu hakkı elinden alabilir49.

— Kocanın ikametgâhı, karının ikametgâhı sayılır50.

— Karı kocasının soyadını taşır, evlenmeden önceki soyadını birlikte kullanamaz. Soyadı seçme vazifesi de kocaya aittir31.

— Karı, kocasının izni olmadan bir iş veya sanat ile uğraşamaz. Koca izin vermezse, karı, kendisinin bir iş veya bir sanat ile uğraşmasının birliğin veya bütün ailenin çıkarı gereği olduğunu kanıtlarsa hâkim tarafından çalışma izni verilebilir52.

— Mal birliği rejiminde kadın, bir mirası ancak kocasının rızası ile red edebilir53.

Siyasî haklar bakımından kadın ve erkek arasında 1934 yılından bu yana mevzuat bakımından tam bir eşitlik olmasına rağmen, kadınlar seçme ve seçilme konularında erkekler kadar siyasî haklarıyla ilgili değildirler54.

Kamu hizmetlerine girme bakımından eşitliğe gelince: 1876 Anayasasına göre bütün Osmanlılar yetenek ve becerilerine göre uygun memuriyetlere girebilirler55.

Benzer hükümleri 192456, 196 ı57 ve 198258 Anayasalarında da görüyoruz.

Meşrutiyet döneminde kadınlarımızın yeterli eğitim düzeyine henüz gelmemiş olmaları ve geleneklerin baskısı nedeniyle bu hak kadınlarımız tarafından kullanılamamıştır.

Ancak Cumhuriyet dönemindedir ki, Atatürk’ün önderliğinde Türk kadını, erkeğin girdiği her kamu hizmetinde başarı ile görev yapmıştır59.

Bugün Türkiye’de her çeşit kamu hizmeti gören kadına, kaymakamlık mesleğine girme hakkı tanınmamış ve danıştay, idarenin bu tasarrufunu haklı bularak Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı görmemiştir.

Yapılan araştırmalara göre kamu yönetiminde üst kademelerde kadınlara az rastlanmaktadır. Nedeni de geleneksel toplum yargısıdır.

Kadınlar genellikle yaratıcı olmaktan çok yardımcı nitelik taşıyan ve idarî hiyerarşinin alt düzeylerinde yer alan uğraşlarda çalıştırılmaktadırlar. Yine kadınlara idarî hiyerarşide en üst konumlar ile en aşağı düzeyler kapalı sayılır60.

Sonuç olarak diyebiliriz ki: Uluslararası ifadesiyle “Kadın Hakları ve Statüsü”, bütün dünyada insanlığın doğuşundan bu yana üzerinde çok durulmuş bir konudur.

1945 tarihli Birleşmiş Milletler Antlaşmasında cinsiyet ayırımı gözetilmemesine işaret edilmiş ve 1975 yılı “Dünya Kadın Yılı” olarak kabul edilmiştir. İlki 1975, diğerleri 1980 ve 1985 yıllarında düzenlenen Dünya Kadınları Konferanslarında alınan kararlar incelendiği zaman dünya devletlerindeki Kadın Hakları ve Statüsü için varılan hedefler ve gelecek için beklenen hakların çoğunun Atatürk tarafından daha 1920 li ve 30 lu yıllarda gerçekleştirilen ve Türk kadınına lâyık görülen hakların pek çok gerilerinde olduğu görülür.

Müslüman ülkeler içinde, kadın haklarının ilk önce ve en geniş şekilde Türkiye tarafından tanınmasında, kadınlarımızın İslâmiyetten önceki Türk toplumunda oynadığı rolün, işgal ettiği mevkinin ve sahip olduğu hakların büyük etkisi vardır61.

İslâmiyetten önce tek kadınla evlilik vardır. Kadın aile hayatında erkekle eşit durumdadır ve aynı haklara sahiptir. Hakanın eşi, devlet işlerinde söz sahibidir62.

O günlerden zamanımıza kadar gelen Türk Devletleri, varolan gücünü ve dinamizmini sağlam aile yapısından alır. Ailenin temeli ise Türk kadınıdır.

Ancak bugün kadınlarımız anayasa ile kendilerine tanınan siyasî ve sosyal haklarla yeterince ilgilenmedikleri gibi63 pozitif hukukta mevcut, özellikle medenî haklar alanındaki eşitsizlikler üzerinde de pek durmamaktadırlar.

Kanaatimizce bunun en başta gelen nedeni, eğitimsizlik veya eğitim eksikliğidir. Bir hakkın kullanılabilmesi için, o hakkın varolduğunu bilmek lâzımdır. Bu da ancak eğitimle olur. O halde herşeyden önce kadınlarımızın eğitimine önem vermemiz gerekmektedir.

Yapılan araştırmalar, kırsal kesimlerde ve kentlerin gecekondu bölgelerinde kadınların eğitim düzeylerinin çok düşük olduğunu ve hatta zorunlu olan ilköğretimi bile görmediklerini kanıtlamaktadır64.

Yeterli eğitim; siyasî, sosyal ve medenî hakları ile hiç veya gerektiğince ilgilenememelerinin nedeni olarak gösterilen erken evlenme63, çok doğum yapma66, dengesiz beslenme67, sağlığı ile ilgilenmeme68 gibi sorunları da kendiliğinden çözümleyecek ve Türk kadını Atatürk’ün düşlediği yere tam olarak erişme olanağına kavuşacaktır.

Kadının eğitimi kadar önemli diğer bir nokta da süregelmekte olan erkeğin üstünlüğü geleneğinin giderilmesidir. Bu da kadın haklarının, Türk erkeğine insan hakları olarak benimsetilmesiyle mümkündür69. Ondan sonradır ki kadınlarımız, gerçekten toplumda Atatürk’ün konuşmalarında belirttiği şekilde “Hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekleyicisi” olarak bu vatanın yükselmesinde kendilerine düşen görevi, en iyi şekilde yerine getireceklerdir.


1 Birleşmiş Milletler Antlaşması md. 1; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi md. 2; bu konuda bkz. Aydoğan Özman, İnsan Hakları ile İlgili Temel Metinler, Ankara 1967, Birleşmiş Milletler İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Sağlama ve Koruma Türk Gurubu Yayınlarından, s. 28 ve s. 32.

2 Gülhane Hatt-ı Hümayunu için bkz. 1. Tertip Düstur, Cilt I, s. 4-7; Suna Kili, – Şeref Gözübüyük, Türk Anayasa Metinleri Sened-i İttifaktan Günümüze, Ankara 1985, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları s. 11-13

3 Islahat Fermanı için bkz. 1. Tertip Düstur, Cilt I, s. 7; Suna Kili, Şeref Gözübüyük, age., s. 14-18.

4 Şer’i hukuk hakkında toplu bilgi için bkz. Hamza Eroğlu, “Atatürk ve İnkılâpları”, Atatürk ve Türk Toplumu, Ankara 1981, Türkiye Zirai Donatım Yayınlan: 2, s. 257-262; Tezer Taşkıran, Cumhuriyetin 50. Yılında Türk Kadın Hakları, Ankara 1973, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı, Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Yayınları: 5, s. 120-121.

6 Kur’an, Maide Sûresi, 34. Âyet.

7 Kur’an, Nisa Sûresi, 3, 7, 8, 11, 12, 20. Ayetler vd.

8 Tezer Taşkıran, age., s. 25-26

9 Tezer Taşkıran, age., s. 26-27; Türker Alkan, Kadın-Erkek Eşitsizliği Sorunu, Ankara 1981, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları: 475, 100. Doğum Yılında Atatürk’e Armağan Dizisi, s. 12-13.

10 Tezer Taşkıran, age., s. 40-42; Oya Çiftçi, “Türk Kamu Yönetiminde Kadın Görevliler”, Türk Toplumunda Kadın (Derleyen, Nermin Abadan-Unat,), genişletilmiş İkinci Bası, İstanbul 1982, Araştırma Eğitim ve Ekin Yayınları ve Türk Sosyal Bilimler Derneği, s. 221.

11 1876 Anayasası için bkz. 1. Tertip Düstur, Cilt IV, s. 4-20; Suna Kili, – Şeref Gözübüyük, age., s. 31-44.

12 md. 17

13 md. 8

14 Tezer Taşkıran, age., s. 21

15 Tezer Taşkıran, age., s. 27-29

16 19 Temmuz 1908 tarihli Hatt-ı Hümayun için bkz. 2. Tertip Düstur, Cilt I, s. 11; Suna Kili, -Şeref Gözübüyük, age., s. 48,

17 Fazla bilgi için bkz. Tezer Taşkıran; a.g.e., s. 48.

18 Tezer Taşkıran, age., s. 42-45.

19 Nermin Abadan-Unat, “Toplumsal Değişme ve Türk Kadını”, Türk Toplumunda Kadın a.g. derleme, s. 31, dipnot 26.

20 md. 65

21 md. 68

22 1923 yılında Birinci Büyük Millet Meclisi’ndeki 17. toplantıda Milletvekili Seçimi Kanunu üzerinde görüşülürken yapılan tartışmalar için bkz. Tezer Taşkıran, age., s. 96-99.

23 Seçim, Seçim Sistemleri ve Türkiye’deki Uygulamalar, Ankara 1982, TBMM Kütüphane ve Dokümantasyon Müdürlüğü Yayınları: 5, s. 72-86.

24 1921 Anayasası için bkz. 3. Tertip Düstur, Cilt I, s. 196; Suna Kili, Şeref Gözübüyük, age., s. 91-93.

25 1924 Anayasası için bkz. 3. Tertip Düstur, Cilt V, s. 576 (1019); Mânâ ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiş metin için bkz. 3. Tertip Düstur, Cilt XXVI, s. 170; Suna Kili,-Şeref Gözübüyük, age., s. 111-131.

26 Burhan Göksel “Atatürk ve Kadın Haklan”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, Kasım 1984, s. 222.

27 Atatürkçülük (Üçüncü Kitap) Atatürkçü Düşünce Sistemi, İstanbul 1984, Genelkurmay Başkanlığı Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi, s. 157.

28 Bu konudaki BMM tartışmaları için bkz. Tezer Taşkıran, age., s. 100-103.

29 md.10

30 md. 11

31 Burhan Göksel, agm., s. 228; Tezer Taşkıran, age.; s. 123.

32 Burhan Göksel, agm., s. 229; Tezer Taşkıran, age., s. 123.

33 Tezer Taşkıran, age., s. 123-125.

34 Bu tartışmalar için bkz. Tezer Taşkıran, age., s. 125-128.

35 Belediye Kanunu’nun BMM’nde görüşülmesi sırasında yapılan tartışmalar için bkz.

Tezer Taşkıran, age., s. 129-130; fazla bilgi için bkz. Afetinan, Tarih Boyunca Türk Kadınının Hak ve Görevleri, Üçüncü Basılış, İstanbul 1975, Devlet Kitapları Atatürk Serisi No:10, s. 164-173.

36 Fazla bilgi için bkz. Tezer Taşkıran, age., s. 131-134; Konferans metni için bkz. Afetinan age., s. 193-201.

37 Burhan Göksel, agm., s. 229.

38 1924 Anayasası md. 10 ve md. II. 3. Tertip Düstur, Cilt V, s. 576(1019) 2599 sayılı ve 5-12-1934 günlü kanun 3. Tertip Düstur, Cilt XVI, s. 36; Suna Kili, -Şeref Gözübüyük, age., s. 112.

39 Bu konuda BMM’ndeki konuşmalar için bkz. Tezer Taşkıran, age., s. 136-143.

40 1935 yılında Büyük Millet Meclisi’ne giren ilk kadın milletvekillerimizin isimleri ve meslekleri için bkz. Sıdıka Tezel, “Atatürk ve Kadın Hakları”, Ankara 1983, Türk Ticaret Bankası’nın Cumhuriyetin 60. yılına Armağanı, s. 29.

41 1982 Anayasasının 174. md.’nde bu ifade “Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma” şeklindedir.

42 1982 Anayasası’nda Devrim Kanunları deyimi, “İnkılâp Kanunları” olarak ifade edilmiştir.

43 Türk Ceza Kanunu, md. 440-441. Bu farklı düzenlemenin kökeninde seri hukuka göre erkeğin kadından üstün olduğu görüşü yatmaktadır, bkz. Kuran, Maide Suresi, ayet 44. 1876 Anayasasındaki eşitlik ilkesine rağmen 1911 yılında Osmanlı meclisi mebusanının ceza kanununda zina suçuna ilişkin değişiklikler önerildiği bir oturumunda bir mebusun kanun koyucuların tümü erkek olduğundan tarafsız davranamayarak zina suçuna ilişkin cezanın kadın ve erkek için eşit düzenlenmediğini söylemesi üzerine meclistekiler erkeğin kadına kıyasla üstün olduğunu bir kez daha tekrarlamışlar ve maddeyi aynen kabul etmişlerdir. Binnaz Toprak, “Türk Kadını ve Din”, Türk Toplumunda Kadın, a.g.Derleme s. 366;fazla bilgi için bkz. Tezer Taşkıran, age., s. 46-48.

44 Türk Ceza Kanunu, md. 434, 429, 430; Anayasa Mahkemesi, kadın bir erkeği kaçırdıktan sonra onunla evlense bile, cezasının kadın kaçıran erkekler gibi ertelenmemesine ilişkin mahkeme kararını ve kararın dayanağı maddeyi, erkek kaçıran kadının cezasının erteleneceği hakkında kanunda bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle anayasaya aykırı görmemiştir. Kanaatimizce kanunda anayasaya aykırılık değil, eksiklik vardır. Erkek kaçıran kadının da evlenmeleri halinde cezasının erteleneceğine ilişkin değişikliğin 434. maddede yapılması eşitliği sağlayacaktır.

45 Türk Ceza Kanunu md. 438

46 Türk Medenî Kanunu md. 152

47 Türk Medenî Kanunu, md. 154

48 Türk Medenî Kanunu, md. 155

49 Türk Medenî Kanunu, md. 156

50 Türk Medenî Kanunu, md. 21

51 Türk Medenî Kanunu, md. 153; 21.(1.1934 Tarih ve 2525 Nolu Soyadı Kanunu md. 4/1.

52 Türk Medenî Kanunu, md. 159 53 Türk Medenî Kanunu md. 200

54 Bu konuda yapılan araştırmalar ve fazla bilgi için bkz. Şirin Tekeli, “Türkiye’de Kadının Siyasal Hayattaki Yeri”, Türk Toplumunda Kadın ag. Derleme, s. 382-294; Binnaz Toprak, agm., ag. Derleme, s. 362; Türker Alkan, age., s. 124-125.

55 md. 19.

56 md. 92

57 md. 58

58 md. 70

59 Bu konuda bkz. Tezer Taşkıran, age., s. 144 vd.; Ayşe Öncü, “Uzman Mesleklerde Türk Kadını”, Türk Toplumunda Kadın, ag. Derleme, s. 253-267.

60 Bu konuda Türkiye’de yapılan araştırmalar ve sonuçları için bkz. Oya Çiftçi, agm.,s. 221-252.

61 Türker Alkan, age., s. 8

62 Afetinan age., s. 5-28, Türker Alkan, age., s. 8.

63 Bkz. 54 nolu dipnot.

64 Fazla bilgi için bkz. Tansı Şenyapılı, “Metropol Bölgelerin Yeni Bir Öğesi Gecekondu Kadını”, Türk Toplumunda Kadın, ag. Derleme, s. 269-291; Ferhunde Özbay,: “Türkiye’de Kırsal-Kentsel Kesimde Eğitimin Kadınlar Üzerine Etkisi”, Türk Toplumunda Kadın, ag. Derleme, s. 171-197; Gül Ergil, .: “Üç Beş Yıllık Kalkınma Planlarında Kadınlara İlişkin Siyasalar ve Dolaylı Sonuçları”, ag. Derleme s. 341-356; Gülten Kazgan,”Türk Ekonomisinde Kadınların İşgücüne Katılması, Mesleki Dağılımı, Eğitim Düzeyi ve Sosyo-Ekonomik Statüsü,” ag. Derleme, s. 137-170.

65 Leila Erder, “Demografik Açıdan Türkiye’nin Kadın Nüfusu”, Türk Toplumunda Kadın, ag. Derleme, s. 39-57.

66 Leila Erder, agm, s. 39-57; Sabahat Tezcan, .: “Türk Kadınının Sağlık Sorunları’’, Türk Toplumunda Kadın, ag. Derleme, s. 59-79; Çiğdem Kağıtçıbaşı, “Türkiye’de Çocuğun Değeri, Kadının Rolü ve Doğurganlığı’’, ag. Derleme, s. 73-96.

67 Ayşe Baysal, “Türk Kadınının Beslenme Sorunları”, Türk Toplumunda Kadın, ag. Derleme, s. 113-130.

68 Sabahat Tezcan, agm., s. 59-72; Ayşe Baysal, agm., s.i 13-130.

69 Türker Alkan, age., s. 127.