Orgeneral Cevat Çobanlı

NUSRET BAYCAN


Orgeneral Cevat Çobanlı tarihî kişiliği olan büyük bir asker, Türk ahlâk ve karakterinin seçkin bir siması, otoriter fakat şefkatli ve yardımsever bir komutandı.

Görüş, düşünüş ve uygulamalarda vatanseverliği ve milletinin selâmeti daime birinci plânda gelirdi.

Her türlü koşullar içinde hiçbir zaman karamsar olmamış, iyimserliğini davranış ve görünüşü ile çevresine de aşılamıştı.

Az ve öz konuşur, daha çok tutum ve davranışlarıyla astlarına örnek olur ve onları gerektiğinde ölümü hiçe sayacak şekilde eğitirdi.

Kimsesizleri korur, gençlerin daima ellerinden tutar, onların memlekete yararlı birer insan olarak yetişmeleri için maddî, manevî hiçbir fedakârlıktan çekinmezdi.

Yaşamı çok sade, yurt sevgisi sonsuzdu. Bu nedenle İstiklâl Harbi komutanlarının en yaşlı ve kıdemlisi olduğu halde, İstanbul’dan yaptığı desteklemelerle yetinmemiş, bu yüzden sürgün edildiği Malta’dan dönüşünde Elcezire Cephesi Komutanlığı’nı kabul ederek yararlı hizmetlerini sürdürmüştür.

Atatürk’e karşı sevgi ve saygısı sonsuzdu. Atatürk de Cevat Paşa’yı sever, onun davetlileri arasında bulunması, konuşmaları kendisini mutlu ederdi.

Atatürk’le ilgili anılarını anlatırken sözlerini şöyle bağlardı: “Atatürk’ün yaptıklarını hiç kimse yapamazdı. Bu millet ona çok şey borçludur.”

Cevat Paşa, uzun hizmet yıllarında, orduya yeni düzen ve eğitim sisteminin girmesi ve yerleşmesi için çok çalışmıştır. Çok iyi Fransızca ve Almanca bilgisi, genel kültür ve askerlik sanatındaki yeteneği nedeniyle birçok dış toplantı ve askerî gösterilere katılmış, Balkan Harbi’nde, Şark Ordusu Kurmay Başkanı, Çatalca Ordusu Genel Topçu Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak yararlı hizmetler vermiş, Birinci Dünya Harbi’nde Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı, Güney Cephesi (Çanakkale Cephesi) Komutanı, Galiçya’da 15 nci Kolordu Komutanı olarak başarıları tarihe geçmiştir. 2 Aralık 1917’de Filistin -Suriye Cephesi’nde bozgun halinde 8 nci Ordu’nun komutanlığına atanmış ve birliklerini toparlayarak, İngilizlerin 19 Eylül 1918’de 7 ve 8 nci ordularını cephesine yaptıkları taarruzu karşılamışlar ve ordularını imhadan kurtarmak için Şeria nehri doğusunda toplamışlardı. Ağır zayiat veren Yıldırım Ordular Grubu birlikleri 7 nci Ordu’da toplandı ve Mustafa Kemal Paşa’nın komutasındaki bu ordu, İngilizlerin Suriye’yi tamamen ele geçirmek üzere yaptıkları taarruzu 20 Eylül I9i8’de boşa çıkararak daha fazla zayiat verilmesini önledi. 30 Ekim’de de Mondros Mütarekesi (Ateşkes Anlaşması) imzalandı.

Cevat Paşa, 3 Kasım 1918’de Genel Karargâh Genelkurmay Başkanlığı’na atanmış, Harbiye Nazırlığı yapmış, Fevzi Paşa (Mareşal Çakmak) ile birkaç defa yer değiştirmişler her ikisi de Millî Ordu’yu her bakımdan desteklemek için ellerinden geleni yapmışlardır.

Cevat Paşa, yukarıda da belirtildiği şekilde Elcezire Cephesi Komutanlığı’nda bulunmuş 21 Ekim i923’te 3 ncü Ordu Müfettişliği’ne, 25 Aralık 1924’te Askerî Şûra üyeliğine atanmış, bu görevde iken kendisine bazı yurt içi ve yurt dışı ek görevler verilmiş, 14 Eylül i935’te Orgeneral rütbesinde iken yaş haddinden emekliye ayrılmıştır.


A. CEVAT PAŞA’NIN YAŞAMI

1. Doğumu ve Orta Öğrenimi:

Cevat Paşa, 14 Eylül 1870’de İstanbul’da (Sultanahmet’te) doğmuştur. Babası, Harp Akademisi 2/21 nci sınıfından Müşir (Mareşal) Şakir Paşa’dır.

Cevat Paşa, orta öğrenimini İstanbul’da (Galatasaray Lisesi’nde) yapmış, 1888’de Harp Okulu’na girmiştir.


2. Cevat Paşa’nın Askerî Tasamı:

1891’de Harp Okulu’nu bitirmiş, derecesi itibarıyla Harp Akademisi’ne devam hakkını kazanmış ve 20 Mart 1894’de Harp Akademisi’ni birincilikle bitirerek Kurmay Yüzbaşı olmuştur.

1894-1909 tarihleri arasında Padişah Yaveri sıfatıyla, Maiyet-i Seniye Erkân-ı Harbiyesi (Saray Kurmay Kurulu)nde görevlendirilmiştir.

26 Ağustos 1895’de Orleans’da yapılan Fransız Ordusu manevralarında bulunmak üzere Paris’e, 7 Şubat 1899’da Bulgaristan’a aynı yıl Lahey’de toplanan Silâhların Yasaklanması-silâhsızlanma- Konferansı’na gönderildi.

17 Mayıs 1895’de Binbaşı, 27 Ocak i898’de Yarbay, 17 Ocak 1900’de Albay oldu. Bu arada, Gümüş Muharebe Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi.

15 Nisan 1899’da Bulgar Devleti’nce Liyakat, 1900’de İkinci Rütbeden Aleksandır nişanları verildi.

4 Aralık 1901 ‘de Mirliva (Tuğgeneral)lığa yükseltildi.

1905’te Edirne’nin tahkimi için Tophane-i Amire’de teşkil edilen kurulda görevlendirilen Cevat Paşa, 25 Aralık 1906’da Ferik (Korgeneral) oldu.

1907’de yeni örgütlenmenin süratle uygulanması için dört ay 2 nci Ordu’da çalıştı. Buradaki kurmay subaylardan Yüzbaşı İsmet (Orgeneral İnönü) Bey dikkatini çekti kendisini karargâhına alarak birlikte tatbikatlar düzenledi ve uyguladılar.

24 Mayıs 1902’de kendisine, İspanya’nın İkinci Rütbeden İzabella, 4 Ocak 1904’de Almanya’nın İkinci Rütbeden Kron dö Prus ve İkinci Demir Salip nişanları verildi.

Cevat Paşa’nın rütbesi, 7 Ağustos 1909’da Tasfıye-i Rüteb Kanunu gereğince Yarbaylığa indirilmiş ve 28 Ağustos 1909’da Harp Akademisi Komutanlığı’na atanmıştı. 29 Eylül 1910’da ikinci defa Albay olmuş, Harp Akademisi Komutanlığı’nda bir süre daha kaldıktan sonra 15 Ocak 1911’de 1 nci Ordu Kurmay Başkanlığı’na atanmış, bu arada Temmuz 1910’da Alman ordularının geçit töreninde bulunmak üzere Berlin’e Mayıs 1911’de de İngiltere Kralı’nın taç giyme töreninde bulunmak üzere (Padişah adına giden Yusuf İzzettin Efendi’ye refakat etti) Londra’ya gönderilmişti.

29 Eylül 1912 – 4 Şubat 1913’te Şark Ordusu Kurmay Başkanlığı ve Çatalca Ordusu Topçu Komutanlığı Kurmay Başkanlığı yapmış, 4 Şubat 1913’de de 9 ncu Tümen Komutanlığı’na atanmıştır. Bu görevde iken iki defa Osmanlı-Bulgar Sınır Komisyonu Başkanlığı yaptı.

10 Ağustos 1914’de Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı’na getirildi ve 29 Kasım 1914’te ikinci defa Mirlivalığa yükseltildi. Cevat Paşa, 9 Ekim 1915’te 14 ncü Kolordu Komutanlığı’na atanmış, 6 ncı ve 14 ncü kolordulardan oluşan Güney Grubu (11 Ocak igi6’da Çanakkale Grubu oldu) Komutanlığı da kendisine verilmiş, Çanakkale’deki başarılan nedeniyle, Harp Madalyası ve İkinci Rütbeden Kılıçlı Osmanî Nişanı ile ödüllendirilmişti.

10 Kasım 1916’da, Galiçya’da bulunan 15 nci Kolordu’nun komutanlığına atanan Cevat Paşa 18 Kasım 1916’da yeni görevine başladı. Burada verdiği başarılı hizmetler nedeniyle Altın Liyakat Madalyası ve Birinci Dünya Harbi’ndeki basanları nedeniyle de Birinci Rütbeden Kılıçlı Mecidî Nişanı’yla ödüllendirilmiş, kendisine, Almanya’nın İkinci Rütbeden Kırmızı Kartal, Kılıçlı Askerî Liyakat, Birinci Rütbeden Kılıçlı Taç nişanlarıyla, Avusturya-Macaristan’ın İkinci Rütbeden Merit Militer (Askerî Liyakat), Front de Faire nişanları verilmiştir. (Cevat Paşa, 15 nci Kolordu Komutanı olarak Galiçya’da bulunduğu sırada 4 Şubat 1917’de Alman İmparatoru Wilhelm tarafından kabul edilmiş, Türk birliğinin kahramanlığını ve zaferlerini öven İmparator, yararlık gösterenlere nişanlar vermişti. Cevat Paşa’yı yemeğe alıkoymuş, yemekte Paşa’ya iltifatlarda bulunmuştur. Bu meyanda sofradakilere, Cevat Paşa’nın yaşamında iki defa, General olmanın zevkini tattığını, bu nedenle aralarındaki en mutlu kişi olduğunu da söylemiştir.)

Cevat Paşa, 19 Ağustos 1917’de tekrar 14 ncü Kolordu Komutanlığı’na atanmış, 8 Kasım 1917’de 8 nci Kolordu Komutanlığı’na, 24 Kasım 1917’de 2 nci Ordu Komutan Vekilliği’ne getirilmiş, 2 Aralık 1917’de de 8 nci Ordu Komutanı olmuştur. 11 Ağustos 1918’de Ferik (Korgeneralliğe yükseltilmiş, Altın İmtiyaz Madalyası’yla ödüllendirilmiştir. Bu arada Avusturya-Macaristan, Paşa’ya İkinci Rütbeden Demir Taç, Birinci Rütbeden Kızılhaç, Birinci Rütbeden Taşlı Taç nişanlarını, Almanlar da Birinci Demir Salip Nişanı’nı vermişlerdir.

Cevat Paşa, 3 Kasım 1918’de Genel Karargâh Genelkurmay Başkanlığı’na atanarak İstanbul’a gelmiş 19 Aralık 1918’de Harbiye Nazın olmuştur. 14 Mayıs 1919’da İkinci defa Genelkurmay Başkanlığı’na atanmış, bu görevde iken, Mustafa Kemal Paşa’nın 9 ncu Ordu Komutanlığı’na atanmasını desteklemiş ve birlikte Sadrazam Damat Ferit Paşa’yı ziyaret ederek, kendisine 9 ncu (sonradan 3 ncü Ordu) Ordu bölgesi hakkında güvence vermişlerdir.

Atatürk, Nutkunda ayrılışı günü Cevat Paşa ile bir şifre kararlaştırdıklarından, bu şifreyle haberleştiklerinden ve Cevat Paşa’nın yararlı hizmetlerinden söz etmektedir.

9 Ekim 1919’da Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifa etmişse de tekrar bu göreve atanmış ve 16 Mart 1920’de İstanbul’un fiilen işgali sırasında tutuklanarak Malta’ya sürülmüştür. İkinci İnönü Zaferi’nden önce toplanan Londra Konferansı olumlu bir sonuç vermemiş, yalnız TBMM Baş Delegesi ve Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey’in 1 Mart 1921’de İngilizlerle imzaladığı sözleşme gereğince iki taraf esirleri geri vermiştir. İstanbul’daki İngiliz Komiseri’nin etkisiyle bu sözleşmeden geç yararlanan Cevat Paşa, 15 Ocak 1922’de Anadolu’ya katılmış ve 9 Şubat 1922’de de Elcezire Cephesi Komutanlığı’na atanmıştır.

21 Ekim 1923’te 3 ncü Ordu Müfettişi olmuş aynı zamanda Milletvekilliği de sürmüştür.

31 Ekim 1924’te Ordu Komutanlığı’nı bırakarak Milletvekilliğine devam etmiş, 25 Aralık ig24’te Milletvekilliğinden ayrılarak Askerî Şûra üyeliğine atanmıştır.

Cevat Paşa çok iyi derecede Fransızca ve Almanca biliyordu. Bu nedenle çeşitli dış görevlere gönderilmiş ve komisyonlara katılmıştır.

Nitekim, 7 Ocak 1925’de Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) namına Musul’a gidecek heyette görevlendirilmiş, 28 Kasım 1925’de Türk-Irak hudut meselesinin Milletler Cemiyeti’nde görüşülmesinde Askerî Müşavir olarak bulunmuştur.

28 Nisan 1926’da İstanbul geçici Generaller Askeri Mahkemesi Başkanlığı yapmış, 30 Ağustos 1926’da Orgeneral olmuştur.

16 Kasım 1928-12 Ocak 1932 Cenevre Silâhları Sınırlandırma konferanslarına delege olarak katılmıştır.

2 Eylül 1934’de ek görev olarak son Tetkik Mercii Encümeni Başkanlığı yapmıştır.

14 Eylül 1935’de yaş haddinden emekli olmuştur.

13 Mart 1938’de ölen Cevat Paşa’nın kabri İstanbul Erenköy’deki, Sahrayı Cedit Mezarlığı’ndadır1 (Naşı 27 Eylül 1988’de Devlet Mezarlığına nakledildi.)


B. CEVAT PAŞA’NIN KURMAYLIK VE KOMUTANLIK NİTELİKLERİ


1. Cevat Paşa’nın Kurmaylık Nitelikleri:

Cevat Paşa, ciddî, çalışkan, dürüst, bilgili, ileri görüşlü, cesur, kesin karar sahibi, üstün ahlâklı, Fransızca ve Almanca’yı çok iyi bilen bir kurmay subaydı.

Büyük karargâhlardaki kurmay görevlerinde çok başarılı olmuş, onun kişilik ve karakteri emrindekiler üzerinde olumlu bir etki yapmış ve astlarına her konuda yardımcı olmuştur.

Öğretim ve eğitime çok önem vermiş, o dönemde pek az kişinin kabul ettiği yeniliklerin orduya girmesi için büyük rütbelerde de bizzat çalışmıştır.

Çok iyi lisan bilgisi nedeniyle yurt içinde ve dışında birçok toplantıya katılmış, birçok çapraşık konuyu kısa sürede olumlu bir sonuca ulaştırmıştır.


2. Cevat Paşa’nın Komutanlık Nitelikleri:

Komuta ettiği birlikleri en ağır muharebe şartlarında başarıya ulaştıran, sorumluluktan yılmayan, kanun ve yönetmeliklerin kendisine verdiği yetkileri hiçbir etki altında kalmadan, gereken yer ve zamanda kullanan bir komutandı.

Cevat Paşa, yaşadığı dönemde cereyan eden harplerin ve muharebelerin hemen hepsine katılmış ve büyük birliklere komuta etmiş çok tecrübeli bir komutandı. Hele, Birinci Dünya Harbi’nin Çanakkale ve Galiçya Cephesi’nde kazandığı başarılar her türlü övgüye ve takdire değer.

Tasfıye-i Rüteb Kanunu’yla rütbesi Korgenerallikten Yarbaylığa indirilmesine rağmen aynı şevk ve hevesle çalışarak Orgeneralliğe kadar yükselmiştir2.


C. CEVAT PAŞA’NIN KATILDIĞI HARPLER

Cevat Paşa 1911 -1912 Osmanlı-İtalyan Harbi’ne bilfiil katılmamıştır. O sıralarda merkezde görevliydi.


1. Balkan Harbi’nde Cevat Paşa:

O tarihte kendisi Albay’dır, fakat yaşamında görüldüğü gibi rütbesi Korgenerallikten Yarbaylığa indirilmiş ikinci defa Albay, sonra tekrar General olmuştur.

Coğrafî ve stratejik durumu ile dünya ölçüsünde önemli deniz geçitlerini ve yıllarını kontrolü altında bulunduran Osmanlı İmparatorluğu, büyük devletler arasında, bu geçitlere egemen olma arzusundan doğan anlaşmazlık ve rekabetlerden yararlanarak uzun yıllar varlığını koruyabilmiş fakat bazen aleyhine birleşen devletlerle savaşmak zorunluğunda kalarak yenilmiş, yok olmak tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Kısa ve uzun aralıklarla sürüp giden bu harpler içinde her zaman dünyayı hayretlere düşüren kahramanlıklar da göstererek zaferler kazanmış, böylece dünya yüzünde yaşamaya hakkı olduğunu kabul ettirmiştir.

Balkan Devletleri, yıllarca yaşattıkları ülkülerini dış kışkırtmalarla geliştirmiş, yer yer kanlı kaynaşmalar olmuş ve 1908 Meşrutiyeti’nde Türkiye’nin reform yolu ile ilerlemesi ve kuvvetlenmesi karşısında aralarındaki anlaşmazlıktan ve toprak davalarını bir yana bırakıp Osmanlı Devleti’nin mirasını paylaşmak üzere anlaşarak 14 Ekim 1912’de bir nota vermişlerdi. Böylece harp kararlarını da açıklamış oldular.

Sırp ve Bulgar birliklerinin sınırlarımızı tecavüze başlamaları üzerine Osmanlı Devleti 15 Ekim’de elçilerini geri çağırmış, 16 Ekim 1912’de de Şark (Doğu) ve Garp (Batı) orduları harekete geçmişti.

Sırplar, Türk Ordusu’nun bu beklenmedik taarruzu karşısında, hareketlerini plâna göre değil, Türk taarruzunun etkisi altında idare ettiler.

Yunanlıların hedefi Selanik’ti. Burası alındıktan sonra, Sırpların karşısında bulunan Vardar Ordusu’nun gerisine düşeceklerdi.

Karadağlıların hedefi İşkodra idi. Sonra Şardağı batı bölgesini işgal edeceklerdi, başaramadılar.

Bulgarlar, Edirne doğrultusunda örtme ve Türkler yığınaklarını yapmadan önce kesin sonuçlu muharebeler yapmak suretiyle her yönde taarruz etmeyi planlamışlardı. Türklerin yığınak yerlerini ileriye almaları ve vaktinden önce taarruz etmeleri Bulgar plânının gerçekleşmesine yardımcı olmuştu.

İç ve dış siyaset bakımından gerekli hazırlıkları yapmadan, kuvvetlerinin yansını bile yığmak bölgelerinde toplayamadan, Edirne-Kırklareli genel hattının üzerinde ve bu hattın kuzeyinde Bulgar kuvvetleriyle yapılan muharebelerde, Türk Şark Ordusu, muharebe meydanını Bulgarlara bırakarak, pınarhisar-Lüleburgaz genel hattına çekildi. Bu sırada Türk Garp Ordusu da Komanova’da yapılan muharebeyi kaybetti ve Manastır üzeri ne çekildi. Edirne Müstahkem Mevkii, Yanya ve İşkodra’daki Türk kuvvetleri savunmalarına devam ediyorlardı.

Şark Ordusu, Pınarhisar-Lüleburgaz hattını başarılı şekilde savunurken birçok nedenlere dayanan Başkomutanlığın emirleriyle 2 Kasım 1912’den itibaren Çatalca mevzii gerisine çekilmeye başladı ve bu mevzii geçilmez bir müstahkem mevki şeklinde savunarak Türk Ordusu’nun başarılı muharebeler yapabilecek bir durumda olduğunu dünyaya gösterdi.

Çatalca’daki Türk birlikleri iki nizamiye kolordusu ile üç mürettep redif kolordusundan oluşuyordu. Çatalca Ordusu Genel Topçu Komutanı Ali Rıza Paşa, Kurmay Başkanı Albay Cevat (Orgeneral Çobanlı) Bey’di3 (Albay Cevat Bey daha önce Şark Ordusu Kurmay Başkanı’ydı).

Bulgarlar, Çatalca mevziine, dört tümen birinci hatta, dört tümen ihtiyatta olarak saldırmış, başarısızlığa uğramış, taarruz gücünü kaybetmişlerdi.

Balkan Harbi’nin ilk dönüm noktasını teşkil eden Birinci Çatalca başarısı, siyasî ve askerî bakımlardan, Türkler için yararlı sonuçların meydana gelmesine neden oldu.

26 Kasım 1912’de başlayan mütareke görüşmeleri 3 Aralık 1912’de taraflarca (Yunanistan hariç) imza edildi. 30 Mayıs 1913’te Londra Antlaşması yapıldı. 3 Haziran 1913’te Balkan bağlaşıkları arasında İkinci Balkan Harbi başladı. 29 Eylül 1913 İstanbul Antlaşması’yla Balkan Harbi sona erdi.


2. Birinci Dünya Harbi’nde Cevat Paşa:

Avrupa büyük devletlerinin oluşturduğu siyasî gruplaşmaların güçlülüğü karşısında Osmanlı Devleti’nin durumu son derece kritik ve karanlıktı. Boğazlar üzerindeki istekler belli ve çok yönlü idi. Son yıllarda birbirini izleyen harpler ve ayaklanmalar nedeniyle millî kaynaklar tükenmişti.

Almanlar, Baltık -Bosfor- Basra ekseninde kuracakları jeopolitik bir kuşakla Akdeniz ve Hint Okyanusu’na uzamak istiyorlardı. Bu proje Balkanlar üzerinden ve büyük kısmıyla Osmanlı Devleti’nin sırtından gerçekleştirilecekti.

Rusların, açık denizlere ve sıcak iklimlere çıkma politikalarının hedefi de aynı coğrafya idi.

Londra otoritelerine göre, Osmanlı Devleti yaşamını tamamlamış, mirasını paylaşmak zamanı gelmişti. Fransızlar da, benzer koşullar dolayısıyla aynı politikayı izliyorlardı. Üçlü anlaşmanın temelinde yatan müşterek hırs buydu. Bu nedenle her iki taraf da Osmanlı Devleti’yle anlaşmaya yanaşmıyordu.

Avusturya-Macaristan Devleti, Veliahtları Arşidük Fransuva Ferdinand ve eşinin Saraybosna’da öldürülmesi nedeniyle Sırbistan’a harp ilân edip, Birinci Dünya Harbi’ni başlattı. Bir süre sonra da Almanya, Rusya ve Fransa’ya karşı harbe girdi ve 2 Ağustos iğimde Osmanlı Hükümeti ile gizli bir anlaşma imzaladı.

Birinci Dünya Harbi, 3 Ağustos’tan itibaren bütün Avrupa’yı sarmıştı. Avrupa cephesinde Fransa’ya yöneltilen Alman taarruzları, kuzeydeki vurucu kısım ile Belçika’yı aşmış, merkezde Nancy, Metz, Verdun üçgenine çarparak durmuştu. İngiliz kaynakları Batı Avrupa’ya boşaltılmadan kesin sonuç alınmalıydı. Bu nedenlerle 2 Ağustos anlaşmasının derhal uygulanmasını istediler. İşler karıştı ve sonunda Karadeniz Olayı adıyla tarihe geçen (Alman Amirali Suşon komutasındaki Türk donanmasının, 29 Ekim 1914’te Rus donanmasına ateş açarak iki gemisini batırması ve Karadeniz’deki limanlarını bombalaması olayı) trajik oyunla harbe katıldık. İlkin Ruslar Kafkas sınırına tecavüz ettiler, hemen arkasından İngiliz Deniz Kuvvetleri, Akabe Körfezi, İzmir Körfezi ve Çanakkale Boğazı’ndaki hedeflere ateş açarak düşmanca duruma girdiler. Osmanlı Devleti bu olaylar nedeniyle kendini Birinci Dünya Harbi içerisinde bulmuş 3 Kasım 1914’te bütün Üçlü Anlaşma Devletleri’yle harbe girmiş bulunuyordu 4.

a. Çanakkale Muharebesi’nde Müstahkem Mevki ve Güney Grubu (Çanakkale Grubu) Komutanı Cevat Paşa (Orgeneral Çobanlı):

Çanakkale Cephesi’ndeki muharebeler önce İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin Boğaz’ı zorlamasıyla başlamış; sonra da, karada devam etmişti.

– Birinci Dünya Harbi’nde Çanakkale Boğazı’na denizden yapılan taarruzlar ve Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa:

10 Ağustos 1914’te Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı’na atanan Cevat Paşa, birliklerini (özellikle müstahkem mevki topçusunu) ve 9 ncu Tümen’i muharebeye hazırlamış, Başkomutanlığa verdiği bir raporla da yaptığı ve yapacağı işleri bildirmişti. Bu raporda, denizden yapılacak bir taarruzda kesin savunmanın Boğaz’ın iç kısmında yapılması üzerinde duruyor, Boğaz’ın giriş kısmının her zaman kollayca düşürülebileceğini savunuyor ve Erenköy koyunun düşmanın sığınmasına engel olacak şekilde mayınlanmasını öneriyordu.

3 Kasım 1914 günü yapılan bombardımanda giriş tabyalarının kısa süre ateş altına alınmasına rağmen müstahkem mevki birliklerini geceli gündüzlü çalıştırarak savunma manzumesini güçlendirdi.

Çanakkale Boğazı’na yapılan ilk deniz taarruzu, 3 Şubat 1915 günü saat 06.50’de başlamış, iki İngiliz harp gemisi Ertuğrul ve Seddülbahir tabyalarını, iki Fransız harp gemisi de Kumkale ve Orhaniye tabyalarını 17 dakika süreyle bombardıman etmiş, 5 subayla 80 Türk eri şehit düşmüş, 1 subay, 20 er de yaralanmıştı.

Fransız ve İngiliz harp gemileri, ikinci kez 19 Şubat 1915 günü saat 07.45’te, Boğaz önüne gelmiş; uzak mesafelerden, girişteki Türk tabyalarını saat 17.30’a kadar topçu ateşi altına almıştı.

25 Şubat 1915 günü daha fazla muharebe gemisi bombardımana katılmış, 26-27 Şubat 1915 günleri merkez tabyaları da ateş altına alınmıştı.

1, 2, 3, 4 ve 12 Mart 1915 günleri de Boğaz içerisine giren İngiliz ve Fransız harp gemileri, kayda değer bir başarı sağlayamadılar.

İngiliz Amirali De Robeck (dö Robek) tüm deniz gücüyle Boğaz’ı zorlayarak İstanbul’a ulaşmaya karar verdi.

18 Mart 1915 Deniz Taarruzu:

Müstahkem Mevki Komutam Cevat Paşa her yönüyle üstün nitelikli bir kişiydi, bu büyük deniz harekâtını plânlarken, o da Nusret mayın gemisine karanlık liman bölgesini mayınlatıyordu. Saat 03.20’de tespit edilen yerler tamamen mayınlanmıştı.

18 Mart 1915 sabahı İngiliz ve Fransız filoları, tam yolla ve büyük bir güvence içinde Boğaz’a girdiler, saat 08.30’da, Anadolu ve Rumeli kıyılarındaki Türk tabyalarını bombardımana başladılar.

Çanakkale Boğazı’nın iki yakasında mevzilenmiş bulunan Türk topçularının açtığı yoğun ateşler ve karanlık limana dökülen mayınların etkisiyle mevcudunun % 35’ini yitiren İngiliz ve Fransız harp gemilerinden oluşan bu donanma, saat 17.30’da çekilmek zorunda kaldı. Yalnız bugünkü muharebede Bouvet (Buve), Ocean (Oşın), Irresistible (İrrezistibıl) muharebe gemileriyle iki muhrip, yedi mayın arama gemisi batmış, Gaulois (Golva), inflexible (İnfıleksibıl) de dahil olmak üzere yedi zırhlı, görev yapamayacak duruma gelmiş, bunlardan bazılarının yedeğe alınarak muharebe alanından uzaklaştırılması gerekmişti.

– Birinci Dünya Harbi’nde Çanakkale Cephesi’ndeki Kara Harekâtı:

İngiliz ve Fransızlar, 18 Mart 1915 deniz bozgunundan sonra, Boğaz’ın yalnız deniz kuvvetleriyle geçilemeyeceği gerçeğini anlamışlardı. Bu nedenle bir anfibik harekâtın planlanmasına girişildi.

Bu sırada Türk Başkomutanlığı da Çanakkale bölgesindeki birliklerini takviye ederek 5 nci Ordu’yu kurmuştu.

Arıburnu Çıkarması:

25 Nisan 1915 günü saat 02.45’te muharebe gemilerinin ve muhriplerin korunmasında Türk kıyılarına yaklaşan Avustralya Tümeni’nin bir tugayını taşıyan çıkarma araçları, hesapta olmayan bir akıntı nedeniyle kuzeye sürüklenmiş ve saat 04.30’da kumluk bir kıyı (Kabatepe bölgesi) yerine sarp bir kıyı olan Arıburun bölgesine gelmiş ve çıkmışlardı.

Bu bölgede 27 nci Türk Alayı’nın 2 nci taburu vardı, çıkan kuvvetlerin karşısındaysa, bu taburun yalnız bir bölüğü bulunuyordu.

Durumu haber alan ve izlemeye başlayan 5 nci Ordu ihtiyatındaki tümenin komutanı (19 ncu Tümen Komutanı) Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk) herhangi bir emir almadığı halde, önce bir alayı ile sonra 27 nci Alay’ı da emrine alarak dört alayla karşı taarruza geçti ve çıkan birlikleri çekilmeye zorladı. Bu birlikler deniz kuvvetlerinin etkili ateş desteğiyle Kanlısırt batısı-Sivritepe-Merkeztepe-Yükseksırt hattında güçlükle durabildi.

Seddülbahir Çıkarması:

Donanmanın büyük ateş desteğiyle 25 Nisan 1915 saat 05.30’da da Seddülbahir çıkarması başladı. İlk hedef olarak Alçıtepe ele geçirilecekti.

Çıkarma bölgesinde 26 nci Türk Alayı’nın bir taburu bulunuyordu. Çıkarmaya yeltenen birliklere ağır zayiat verdirdi. Çıkabilenler kıyıdaki kuytu yerlere sığındılar.

Seddülbahir Bölgesinde İngiliz Taarruzu:

27 Nisan 1915 günü saat 16.00 sıralarında, donanmanın ateş desteğiyle başlayan İngiliz taarruzu, Türk savunma mevzilerinin 700-800 metre ilerisinde Zığındere-Eskihisarlık hattında durduruldu.

1 nci Kirte (28 Nisan 1915),

2 nci Kirte (6 Mayıs 1915),

3 ncü Kirte (4 Haziran 1915) muharebeleri Türk tarafının zaferiyle sonuçlanmıştı. İngiliz ve Fransızlar verdikleri ağır zayiata rağmen ancak birkaç yüzmetrelik siperi ele geçirebilmişlerdi.

Türk tarafı da büyük değiştiren 5 nci Ordu 21 Haziran’da toparlanmıştı. Yalnız cephane sıkıntısı vardı. Bunu da Müstahkem Mevki Komutanı sağlamış, bakım ve onarım konularında da desteklemişti.

21 Haziran-6 Ağustos tarihleri arasında İngiliz ve Fransızlar mahdut hedefli taarruzlar yaptılar.

6 Ağustos 1915 günü başlayan Seddülbahir taarruzu 13 Ağustos’a kadar sürmüş, 8 nci İngiliz Kolordusu’yla Fransız Kolordusu başarılı olmamış iki taraf da ağır zayiat vermişti. Bu sırada, Kuzey Grubu’nda Conkbayırı ve Kanlısırt bölgelerinde tarihin en kanlı boğuşmaları başlamıştı. Güney Grubu’ndan, Kuzey Grubu’na kuvvet yardımı yapıldı, dağınık durumda olan birlikler toparlandı.

Başkomutan Vekili Enver Paşa, Harekât Şubesi Müdürü Yarbay İsmet Bey’le 24 Eylül 1915’te Gelibolu’ya geldi ve Çanakkale bölgesinin sükûnete kavuştuğu bugünlerde, karışık bir durumda olan kıtaların bir düzene sokulmasını emretti.

Ekim 1915 ayı içinde, bütün bölgelerde değişiklikler yapıldı. Bu meyanda Güney Grubu’nda da değişiklikler ve intikaller oldu.

2 nci Ordu Karargâhı’nın Güney Grubu’ndan ayrılması üzerine Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa, 14 ncü Kolordu Komutanlığı’na atanmış aynı zamanda, Güney Grubu Komutanlığı da kendisine verilmişti. Sonradan Çanakkale Grubu adını alan bu birliğin;

Komutanı : Mirliva Cevat Paşa
Kurmay Başkanı : Kur. Yarbay Şefik Bey
Karargâh : 14 ncü Kolordu Karargâhı
Birlikleri:
6 ncı Kolordu : Komutanı, Mirliva Hilmi Paşa
24 ncü Tümen : Komutanı, Alb. Ali Remzi
26 ncı Tümen : Komutanı, Yb. Esat
14 ncü Tümen : Komutanı, Mirliva Cevat Paşa
25 nci Tümen : Komutanı, Yb. Fuat
42 nci Tümen : Komutanı, Yb. Mustafa Asım

Tümenler üçer piyade birer topçu alayından oluşuyordu.

Kasım 1915 ayı başlarında, Almanların Sırp direnmesini kırarak Sırbistan’ı işgali Bulgarların merkezî devletler tarafına katılması üzerine Berlin-İstanbul yolu açılmış, Çanakkale Cephesi’ne yardım olanağı başlamış, özellikle topçu cephanesinin gelmesi başarı umutlarını artırmıştı.

Bu ay içerisinde siper muharebeleri bomba atma ve lağım patlatma faaliyeti sürdürülmüş zaman zaman düzenlenen topçu ateşiyle İngilizler hırpalanmıştı. Onlar da siperlerimizin altında lağımlar patlatıyor ve mahdut hedefli taarruzlar yapıyorlardı. Donanmanın da desteği olduğu halde başarı sağlayamadılar.

5 nci Ordu Komutanlığı, kasım ayı sonlarına doğru kesin sonuç sağlayacak bir genel taarruz plânlıyordu. Alman Genelkurmay Başkanı Fon Falkenhayn da bu plânla bizzat ilgileniyor ve ihtiyaçlarımızı soruyordu.

Doğu Seferî Kuvvetler Komutanlığı da her çareye başvurarak Türk birliklerinin harekâtını yakından izliyordu.

İngiliz ve Fransızların Gelibolu yarımadasını tahliyesi:

İngilizler, 1915 yılı Ağustos ayı sonlarına kadar, Gelibolu yarımadasında giriştiği birçok taarruzî hareketlerle şanslarını denemiş ve her seferinde, lâyık oldukları dersi almışlardı. Sonunda, çekilmekten başka çare kalmadığı kanısına vararak, 8 Aralık 1915’de Arıburnu bölgesini, 28 Aralık 1915’de de Seddülbahir bölgesini tahliyeye başladılar. 9 Ocak 1916’da yanmada yabancılardan arınmıştı.

Çanakkale Zaferi, Çarlık Rusyası’nın yüzyıllardır gerçekleştirmek istediği, boğazlara sahip olma hayalini bir kez daha suya düşürmüştü.

Bu zafer, İngiliz ve Fransızların müstemlekelerindeki prestijlerine indirilen ilk darbe olmuştu.

Çanakkale Zaferi, Türk erinin direnme gücünün, fedakârlık ruhunun, vatan ve millet sevgisinin abideleşen bir simgesi olmuş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük önder Atatürk’ü bütün dünyaya tanıtmıştır.

3 ncü Kolordu Komutanı Esat Paşa (Korgeneral Bülkat), “Düşman donanmasına Çanakkale Boğazı’na yaklaşmak ve Boğaz’ı zorlayıp İstanbul’a gelmek fırsatını vermeyenlerin birincisi Cevat Paşa ikincisi ben, kesin sonucu sağlayanı da Anafartalar Komutanı Mustafa Kemal Paşa’dır” diyor5.

b. Galiçya’da 15 nci Kolordu Komutanı Cevat Paşa:

1916 Mart’ın ilk günlerinde başlayan Verdun taarruzu, Haziran 1916 ortalarına kadar devam etmiş ve Almanlar Verdun tahkimli mevzilerinin bir kısmını ele geçirmiş, fakat Fransa Cephesi’ni yaramamışlardı. İki tarafın ölü sayısı 800 bini buluyordu.

Ruslar ise 4 Haziran 1916’da üstün kuvvetlerle taarruz ederek Avusturya’dan Bokovina’yı almışlardı.

Bu durum karşısında Almanlar, Verdun taarruzundan vazgeçerek buradan çektikleri kuvvetlerini Ruslara karşı kullanmaya karar vermiş ve daha önce dinlendirilmesini önerdikleri Türk birliklerinden de bir kolordu istemişlerdir.

Enver Paşa, esasen Çanakkale’de serbest kalan Türk kuvvetlerini çölden beslenme zorlukları nedeniyle Suriye Cephesi yerine Avrupa Cephesi’ne göndermeyi ve burada kesin sonuç alınmasını düşünüyordu. Diğer Türk cephelerinin isteklerini dikkate almadan, Almanların önerisini kabul etti, ve Gelibolu yarımadasında bıraktığı 19 ve 20 nci tümenlerle üçüncü defa kurulan, Albay Yakup Şevki (Orgeneral Subaşı) komutasındaki 32.000 mevcutlu 15 nci Kolordu’yu 13-22 Ağustos 1916’da Galiçya’ya gönderdi6.

10 Kasım 1916’da da bu kolordunun komutanlığına Mirliva Cevat (Orgeneral Çobanlı)yı atadı. Cevat Paşa 18 Kasım 1916’da göreve başlamış, Albay Yakup Şevki 1 Aralık 1916’da ayrılmıştır.

Bir yıldan fazla, Galiçya harekât alanında görev almış ve muharebe etmiş bulunan 15 nci Kolordu’nun gönderilmesindeki siyasî, stratejik düşünce ve gerekçeleri ne olursa olsun, verilen muharebe görevlerini kahramanca yapmış, bağlı bulunduğu Alman Güney Ordusu’na üstün hizmetler vermiştir.

15 nci Kolordu, kademeli bir şekilde Galiçya’ya gönderilmişti. 19 ncu Tümeni 12/13 Ağustos 1916 gecesi Pukow istasyonuna varmış ve 14 Ağustos 1916’da Zlotalipa doğu sırtlarında Ruslarla muharebeye başlamıştır.

20 nci Tümeni, 22 Ağustos 1916’da Pototory ile Bozykw arasındaki 54 ncü Avusturya Tümeni’ni değiştirerek muharebeye girmiştir.

15 nci Kolordu Karargâhı da aynı gün muharebeye katılmıştır. 15 nci Kolordu birlikleri, Doluruca bölgesinde ve Tuna kuzeyinde cereyan eden muharebelere Bağlaşık Devletler ordularıyla katılmışlar ve büyük başarılar sağlamışlardır. Doğu Ordusu Başkomutanı Mareşal Leopolt’un, Cevat Paşa’ya verdiği üstün başarı belgesinde de belirttikleri gibi Nazajowka, Zlota Lipa, Brezany meydan muharebelerinde; Mieczyszcow ve Diziki-Lany muharebelerinde olağanüstü cesaretle direnmiş ve karşı taarruzlarla Rusları, bozguna ve yenilgiye uğratmıştır. Bu meyanda 26’ncı Türk Tümeni’nin 3 Aralık 1916 günü Bükreş’in alınmasında gösterdiği yararlıklar birinci kademede şehre girişleri takdirle anılmağa değer7.

Alman İmparatoru 15 nci Kolordu mensuplarını silâh arkadaştan olarak kutlamış ve “Garde Fusilier” alayını erkânı arasına aldığını bildirmiştir. Padişah da bu birliği övmüştür8.

15 nci Kolordu Komutanı Cevat Paşa, 4 Şubat 1917 günü Alman İmparatoru tarafından kabul edilmiş, Türk birliğinin kahramanlığını ve zaferlerini övmüş, komutanlara yararlık gösteren erlere çeşitli derecelerden Demir Salip nişanları vermiştir.

Padişah’ın gönderdiği madalya ve şeritler Kolordu Komutanı tarafından törenle tüm alay sancaklarına takılmıştır9.

Avusturya-Macaristan İmparatoru Kari da, 5 Temmuz 1917’de Cevat Paşa’ya Birinci Rütbeden Front da Faire Nişanı vermiştir10.

15 nci Kolordu’nun ayrılışı nedeniyle, Doğu Ordusu Başkomutanlığının üstün başarı belgesi (EK-1)’de11, Avusturya-Macaristan Ordular Grubu Komutanı’nın övgü mesajı (EK-2)’dedir12.

Alman Güney Ordusu Komutanı da 13 Haziran 1917 gün 12321 sayılı günlük emirlerinde:

“15 nci Türk Kolordusu, Alman Güney Ordusu içinde 10 aylık bir harekâttan sonra, bu ordunun kuruluşundan ayrılırken arkasında doldurulamayacak ve hep hissolunacak bir boşluk ve daima şükranla anılacak, hiçbir zaman solmayacak bir hatıra bırakıyor..

15 nci Kolordu, dört kanlı boğuşma, üç muharebede ateşle, ölümle uğraşarak sayıca üstün düşmanın bütün hücumlarını püskürttü.

Harekâtın gerektirdiği yerde bırakmak zorunda kaldığı araziyi yılmaz karşı taarruzlarıyla geri aldı ve düşmana en ağır zayiatı verdirdi…

Böylece Türkler eski ve şerefli sancaklarına yeni taçlar ekleyerek ülkelerine dönüyorlar… 12.000 Türk kahramanının kanı Galiçya toprakları üzerinde boş yere akmamıştır.

Nihayet, Ulu Tanrı’dan dilerim ki cesur, kahraman ve sadık 15 nci Kolordu’nun bütün mensupları bundan böyle de hep başarılar ve şanlar içinde yaşasın” diyordu13.

15 inci Kolordu’nun 19 ncu Tümeni Haziran 1917’de, kalanı da Eylül 1917’de yurda döndü.

15 nci Kolordu emrine zaman zaman alay hatta tümen düzeyinde Alman ve Avusturya birlikleri verilmiş, staj için şehzadeler gönderilmiştir14.

12 Mart 1917 Rus İhtilâli nedeniyle, siyasî, askerî ve idarî değişim ve sarsıntılara uğrayan Sovyet Cumhuriyeti (SSCB) daha fazla harbe devam edemeyerek, 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Antlaşması’yla barış dönemine geçti.

15 nci Kolordu’dan sonra, 6 nci Kolordu Mirliva Hilmi Paşa komutasında (15, 25 nci tümenler) Eylül ve Ekim 1916 ayları içerisinde Romanya Cephesi’ne gönderilmiş ve Dobrice taarruzuna katılarak Romen Ordusu’nun Seret nehri kuzeyine atılmasında büyük emeği geçmişti. 30 Aralık 1916’da Varşova’da Tuna Ordusu emrine giren ve sonradan bu kolorduya katılan 26 ncı Tümen de Tuna Ordusu’nun ihtiyatını teşkil etmişti. Bu kolordu da 25 Aralık 1917 ve 29 Haziran 1918 tarihleri arasında kademeli olarak yurda döndü15.

1915 yılı Ekim ayında da Makedonya Cephesi’nden alınan Alman birliklerinin yerine, yeniden teşkil edilen Abdülkerim Paşa komutasındaki 20 nci Kolordu (46 ve 50 nci tümenler) gönderilmiş, bu kolordu da katıldığı muharebelerde kendisine verilen bölgeleri kahramanca savunmuştur. Özellikle 50 nci Tümen’in Karabayır’daki başarısı anılmaya değer. Bu kolordunun yurda dönüşü ve Mayıs 1918’de bitmiştir.

Galiçya, Romanya ve Makedonya cephelerinde muharebe eden ve 115 bin kişiden oluşan bu üç Türk kolordusu en az 40 bin Türk gencini buralarda kaybettikleri dönemde, Kafkas Cephesi’nde Ruslar Doğu Anadolu’yu istila etmişler, Filistin ve Irak cephesindeki kuvvetler de büyük arazi kaybederek kuzey bölgelere çekilmişlerdi16.

c. Filistin ve Suriye Cephesi’nde 8 nci Ordu Komutanı Cevat Paşa:

Bu cephenin oluşmasında, İtilaf Devletleri’nin, özellikle İngilizlerin amacı sömürgelerinin bel kemiğini teşkil eden Mısır’ı dolayısıyla Hindistan yolunu emniyette bulundurabilmek için Süveyş Kanalı’nı savunmaktı.

Türk Genel Karargâhı da Süveyş Kanalı’ndan İngiliz kuvvetlerinin Avrupa Batı Cephesi’ne veya Çanakkale’ye götürülmesini önlemek için Süveyş Kanalı’na taarruzu plânlamıştı. Buna göre, 8 nci Kolordu (3 tümenli) Kanal harekâtına, 12 nci Kolordu ile seyyar jandarma birlikleri de Suriye’nin savunmasına memur edilmişti.

Birinci Kanal harekâtında İngilizler, Kanal’ı iki tümenle tutarak kuvvetli tahkim etmiş, üç tümen kadar da ihtiyat ayırmışlardı.

8 nci Kolordu’nun 1915 taarruzu, yiyecek sıkıntısı ve ikmal zorluğu nedeniyle başarıya ulaşamadı. Bu sırada Çanakkale Cephesi de önem kazandığından, Filistin’den üç tümen Nisan 1915’de bu cepheye gönderildi.

Çanakkale yenilgisi nedeniyle İngilizlerin Yakındoğu’da ve İslâm alemindeki prestijleri kırılmıştı. Kanal’ı savunmak için doğusuna kuvvet geçirmeye karar verdiler.

İkinci Kanal taarruzunun amacı da, Kanal’ın doğu kıyılarını elde tutarak topçu ateşiyle Kanal’dan yapılacak geçişlere engel olmaktı.

Ancak cephane, erzak ve su ikmalindeki güçlükler nedeniyle başarı elde edilemedi ve çok zayiat verildi.

Suriye-Filistin Cephesi’nde 1917 Yılındaki Olaylar:

1917 yılı içinde, Sina ve Filistin Cephesi’nde üç defa Gazze Muharebesi olmuştu. İngilizlerin bu savaşlar sonunda Sina Çölü’nü geçip Gazze yakınlarına kadar ilerlemeleri üzerine Türk Başkomutanlığı düşmanın taarruzlarını yenilemesi ihtimalini düşünerek bu cephenin takviyesine karar vermiş ve dört piyade, bir süvari tümeni göndermişti. Düşmanın Sina ve Filistin’den atılmasını istiyordu. İngilizler de beş tümenle takviye edilmişlerdi.

Bu cephede toplanmış olan orduların bir elden sevk ve idaresi kabul edilmiş ve Almanya’dan getirilmekte olan Ordular Grubu Karargâhı ile bir tugaylık Asya Birliği tarafından grubun teşkili yoluna gidilmiş ve komutanlığına da Alman Generali (Türk Ordusu’nda Mareşal) Falkenhayn verilmişti. Irak’taki 6 ncı Ordu da Ordular Grubu emrinde kalıyordu. Suriye ve Batı Arabistan Komutanlığı da 4 ncü Ordu Komutanı ve Bahriye Nazırı Cemal Paşa’ya bırakılmakla karmaşık bir emir ve komuta sistemi meydana getirilmiş oluyordu.

8 nci Ordu, Sina Cephesi’nde, 7 nci Ordu ve Almanya’dan gelmekte olan Asya Grubu, Halep’te ve Filistin bölgesinde tertiplenmişti. Asya Grubu’nun bu bölgeye gelmesi 1,5 aylık zaman istiyordu.

7 nci Ordu’nun naklinden sonra, Sina ve Filistin Cephesi’nde taarruz başlayacaktı. İngilizler iki ordunun toplanmasını beklese bile, Sina’da toplanacak 10 piyade ve bir süvari tümeniyle İngiliz Ordusu’na başarılı bir taarruz mümkün değildi. Türk tümenleri İngiliz tümenlerine nazaran yan mevcuttaydı.

İngilizlerin 7 piyade tümeni, 9 süvari tümeniyle 3 tugayları vardı.

31 Ekim 1917’de İngiliz taarruzu başladığında, 7 nci Ordu birliklerinin yansı ve Asya Grubu yoldaydı. Birüssebi’de taarruza uğrayan 3 ncü Kolordu ağır zayiat vermişti. Ayrıca denizden ve karadan da 22 nci Kolordu’ya taarruza geçilince, cephenin iki yanında Gazze’ye yönelen şiddetli baskılar Türk mevzilerinin 7 Kasım’da yarılmasına neden oldu. Karşı taarruzlarda başarılı olmadı. Kudüs-Yafa hattına çekilmek zorunda kalındı. İngilizler bu taarruzlarını sürdürecek 7 nci Ordu’yu da kuzeye atmak suretiyle Yafa’yı da aldılar. 8 Aralık’ta Kudüs de elden çıkmıştı. İşte bu sıralarda 2 Aralık 1917’de Cevat Paşa 8 nci Ordu Komutanlığı’na atandı. (7 nci Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, Ordular Grubu Komutanı Falkenhayn ile anlaşamayarak 11 Ekim igi7’de ayrılmıştı.)

İngilizler her iki mevziin emniyetini sağlamak üzere 21 Aralık’ta Yafa’nın 15 kilometre kuzeyine kadar ilerlediler, Türk birliklerini Kudüs’ün doğu ve batısına çekilmeye mecbur ettiler. Böylece bu cephede, 1917 yılındaki harekât sona ermiş oldu.

Suriye-Filistin Cephesi’nde 1918 Olayları:

1917 yılı sonlarında İngilizler Kudüs’ü işgal ettikten sonra uzun bir duraklama dönemi geçirdiler. Filistin’deki Türk Ordusu çok az takviye edilmişti. Gerçi 2 nci Şeria Muharebesi’nden önce Suriye’deki 8 nci Kolordu ve diğer birliklerden kurulu 4 ncü Ordu, yeniden teşkil edilmiş ve Şeria bölgesine getirilmişti. Bu suretle Yıldırım Ordular Grubu üç ordu (4 ncü, 7 ve 8 nci ordular) olarak cephede bulunuyordu. Sina’dan ilerleyecek İngiliz birliklerinin Bağdat’a yönelecek ordunun yan ve gerilerini tehdit edeceği düşüncesiyle Filistin Cephesi’nde taarruz edilerek buradaki İngiliz birliklerini imhaya ve sonra Bağdat’a yönelmeye karar verilmiş, bu nedenle 6 nci Ordu, Yıldırım Ordular Grubu’ndan ayrılmıştı. General Allenby (Alenbi) 19 Eylül 1918’de büyük bir taarruza geçti. Ordu 7 piyade, 4 süvari tümeni, 8 makineli tüfek taburu ayrıca Filistin-Suriye Fransız müfrezesinden oluşuyordu. 556 topu, her türlü malzeme teçhizat ve nakil araçları vardı.

Hicaz kuvvetleriyle irtibat sağlayarak Türklerin sol kanadına kuşatma ve bu bölgedeki Arap askerlerini Türklere karşı çevirip Hicaz demiryolunu keserek Medine’deki Türk kuvvetlerinin mukavemetini kırmayı, büyük Arap kuvvetleriyle birlikte ilkbaharda Şam üzerine yürümeyi planlamışlardı.

19 Şubat 1918’de Eriha doğrultusunda harekete geçen İngilizler, 21 Şubat 1918’de Eriha’yı işgal ettiler. Mart ve nisan aylarında taarruzlarını sürdürdülerse de başarılı olamayarak geri atıldılar ve Şeria batısına çekildiler.

General Alenbi, yaz aylarını geçirdikten sonra, bu defa taarruzlarını batı kanattan yapmayı ve beş piyade, üç süvari tümeninden oluşan kuvvetli bir siklet merkezi ile 8 nci Türk Ordusu Cephesi’ni yarmayı ve Türk Ordusu’nu kuşatmayı tasarlamıştı.

İngilizlerin bu niyet ve maksadını öğrenen Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı gerekli savunma düzenini almış ve kuvvetinin çoğunu ikinci hatta yerleştirmişti.

19 Eylül 1918’de başlayan İngiliz taarruzları, Yıldırım Ordular Grubu’nun Akdeniz ile Şeria nehri arasında batıda 8 nci Ordu’ya doğuda 7 nci Ordu’ya çarpmıştı. Kuvvetli topçu desteği altında 20 nci Tümen mevzilerini yaran İngiliz piyade ve süvarileri kıyı boyunca ilerlemişlerdi. İngilizlerin üstün kuvvetlerle taarruzu karşısında 22 nci Kolordu fazla dayanamamış ve muharebeyi kaybetmişti. Bu durumda Türkler 20 Eylül 1918’de geri çekilerek birliklerini imhadan kurtarmak zorunda kaldılar ve 24 Eylül 1918 günü birliklerini Şeria nehri doğusunda toplamayı başardılar, fakat çok zayiat verdiler17.

3. İstiklâl Harbi’nde Cevat Paşa:

Mondros Ateşkes Anlaşması’yla, Türk’ün öz yurdu olan Anadolu toprakları da paylaşılma tehlikesiyle karşı karşıya gelince, Mustafa Kemal Paşa, Türk İstiklâl Harbi’ni başlattı.

a. Cevat Paşa’nın İstanbul’daki Hizmetleri ve Malta’ya Sürgüne Gönderilmesi:

Atatürk, İstanbul’dan ayrılmadan önce, o tarihte Genelkurmay Başkanı olan Cevat Paşa ile Sadrazam (Başbakan) Damat Ferit Paşa’yı ziyaret etmişler ve 9 ncu Ordu Müfettişliği’nin yetki alanını küçümser şekilde konuşarak Damat Ferit’in endişelerini gidermeye çalışmışlardı.

Atatürk, Nutuk’ta ayrılışı günü Cevat Paşa ile gizli görüşebilmeleri için bir şifre kararlaştırdıklarından, bu şifre ile haberleşerek her türlü ihtiyacın sağlandığından ve Cevat Paşa’nın Harbiye Nazırlığı (Milli Savunma Bakanlığı) zamanında Askerî Nigahban Cemiyeti hakkında takibata başlandığından, üst makamlardaki görev değişikliği nedeniyle arkasının kesildiğinden söz eder.

Cevat Paşa’nın bu girişimleri İngilizler tarafından sezilmiş ve 16 Mart 1920’de İstanbul’un fiilen işgali sırasında tutuklanarak Malta’ya sürülmüştür18. Yaşamı bölümünde de belirtildiği şekilde buradan dönüşünde Anadolu’ya geçmiş ve 9 Şubat 1922’de Elcezire Cephesi Komutanlığı’na atanmıştır.

b. Anadolu’daki hizmetleri, Elcezire Cephesi Komutanlığı:

Elcezire Cephesi Komutanlığı 2 ve 5 nci piyade tümenleri, bir süvari alayı ve bağlı birliklerden oluşuyordu. Yani bir kolorduya eşitti. Halbuki Cevat Paşa diğer cephe komutanlarından çok yaşlı, rütbe, kıdem ve bulunduğu makamlar bakımından çok ilerideydi. Buna rağmen yüreği vatan sevgisi ve onu düşmandan arındırmak azmiyle dolu Paşa, bu görevi seve seve kabul etti.

Ateşkesin imzasından hemen sonra Adana’yı işgale başlayan Fransızlar, meydanı boş bulunca silâhlandırdıkları Ermeniler ile birlikte bu işgallerini genişleterek, Adana’dan başka Kozan, Osmaniye, Tarsus, Mersin ve Pozantı’yı da kontrolleri altına almışlardı.

Bu arada boş durmayan İngilizler de, Antep, Maraş ve Urfa’yı işgal etmişlerdi, fakat bir süre sonra aralarında vardıkları bir anlaşmayla bu üç ili Fransızlara bırakmışlardı. Böylece Fransızlar, Adana kuzeybatısındaki Toros geçitlerinden Fırat nehri doğusuna dek uzanan geniş bir alanı kontrolleri altına almış bulunuyorlardı.

Ne var ki, bu işgaller ve ardından gelen saldırı ve zulümlere tahammülleri kalmayan bölge halkı, silâha sarılarak buralardaki zayıf ordu birliklerinin de yardımıyla örgütlenip büyük bir cesaret ve özveri örneği vererek direnişe geçmişlerdir. Kuva-yı Milliye (Ulusal Güçler) adını taşıyan bu gönüllü müfrezeler, Güney Cephesi’nin daha ziyade Fırat nehri batısına rastlayan Adana cephe kesiminde Fransızlara ve onlarla işbirliği halindeki Ermenilere karşı çarpışmışlar, Fırat nehri doğusuna rastlayan Elcezire Cephesi kesimindeki İngilizlerle ise, silâhlı bir çatışma olmamıştı.

1919 sonlarından beri Güney Cephesi’nde sürüp gelmiş olan çeşitli muharebelerde, zaman zaman ve yer yer uğradıkları başarısızlıklar yüzünden Anlaşma Devletleri, Türklerle savaşı sürdürmekte bir yarar görmemeye başlamışlardı. Buna bazı iç ve dış siyasî sorunların da eklenmiş olması onları, özellikle İkinci İnönü Zaferi’nden sonra Ankara Hükümeti ile bağlantı kurmak zorunda bırakmıştı. Bu durumdan yararlanan TBMM Hükümeti Güney Cephesi’ndeki Türk kuvvetlerini peyderpey Batı Cephesi’ne kaydırmaya başlamıştı. Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra 20 Ekim 1921’de Fransa ile Ankara Anlaşması imzalanınca Batı Cephesi’ne yardım olanağı daha da arttı ve harbin sonuna kadar sürdü.

D. SONUÇ

Orgeneral Cevat Çobanlı yaşamını askerliğe vakfetmiş, O, dönemin harplerinde stratejik birliklere komuta etmiş, başarılı olmuş ve takdir edilmiştir.

O, dürüstlüğü, bilgisi, muhakeme gücü, kesin kararlılığı, cesareti ve adaletiyle kitleleri peşinden sürüklemiş, fizikî güçlüklere katlanmış, yardımseverliği ile tanınmış, çok çalışmış, Harp Akademisi Komutanı olarak orduya değerli kurmay subaylar yetiştirmiş, Atatürk İnkılâp ve İlkelerine bağlı çok saygın bir kişi büyük bir asker ve değerli bir komutandı.

* * *
Ek-1


Doğu Ordusu Başkomutanlığı

Genel Karargâh
12.6.1917

15 nci Osmanlı Kolorduyu Hümâyunu Kumandanı
Mirliva Cevat Paşa Hazretlerine

Gösterdiği cesaret ve göreve bağlılığından dolayı 15 nci Türk Kolordusuna, emir ve komutasını üzerime aldığım harekât alanından ayrıldığı şu sırada, sonsuz teşekkür ve takdirlerimi bildiririm.

Rusların sayıca çok üstün kuvvetlerle Narajowka, Zlota Lipa, Brzezany dolaylarında yaptıkları meydan muharebesinde, yiğit kolordu olağanüstü cesaretle direnmiş ve karşı taarruzlarla bozguna uğrayan düşmanı takip etmişti. Bundan sonra Mieczyszcow ve Dziki-Lany Çevrelerinde giriştikleri muharebelerde Ruslar aynı yenilgiye uğradı. Kolordunun daima uyanık bulunan tecrübeli askerleri kuvvetli mukabeleleriyle bu taarruzları da tam olarak püskürttüler.

Doğu Cephesi’nde, bu derece benzersiz olarak yaptığı muharebelerle savaş yeteneğini göstermiş ve ispat etmiş bulunan bu kolordudan ayrılışıma üzgünüm. Cesur kolordunun bütün subay ve erlerine, bundan sonra da, yeni bulunacakları muharebe alanlarında başarılara ulaşmalarını dilerim.

Bavyera Prensi Leopolt
Mareşal
Doğu Ordusu Başkomutanı
Ek-2

Avusturya-Macaristan Böhm Ermolli
Ordular Grubu Komutanlığı
Sayı: 3589

27 Haziran 1917

 

15 nci Osmanlı Kolordusu Kumandanı
Cevat Paşa Hazretlerine

15 nci Türk Kolordusu savaş bölgemden ayrılıyor. Kolorduyu çok üstün sevk ve idare eden komutanına şu vesile ile özel teşekkürlerimi bildiririm.

Parlak, benzersiz icratıyla, özellikle silâh arkadaşlığına bağlılığı ile yüzyıllardan beri denenmiş bulunan Türk askeri, Ordular Grubu tarihine yazdığı pek şerefli sahifelerle unutulmaz bir yer tutacaktır.

Kazandıkları sonsuz ve derin güven ve övgülerin bütün subaylara ve erlere duyurulmasını yüksek şahsınızdan rica ederim.

İyi dileklerim kolorduyu yeni yolu üzerinde de izleyecektir. Bundan sonra da daima yolu açık olsun ve şanlı sancağı yeni zaferler, seçkin basanlarla dalgalansın.

Böhm Ermolli
Ordular Grubu Komutanı

 


NOT: Araştırmacı ve yazar Nusret Baycan’ı 29 Temmuz 1990 günü kaybetmiş bulunuyoruz. 1916 yılında Üsküdar’da doğan, Harp Okulu ve Harp Akademisini bitiren Baycan, Atatürk ve İnkılâp Tarihimiz üzerine araştırmalarıyla tanınmıştı. Kendisini rahmetle anıyoruz.

1 Türk İstiklâl Harbi’ne Katılan Tümen ve Daha Üst Kademedeki Komutanların Biyografileri; Gnkur. Harp Tarihi Başkanlığı Yayını, Ankara Gnkur. Basımevi, 1988. Türk Harp Tarihi Derslerinde Adı Geçen Komutanlar; Harp Akademileri Komutanlığı, İstanbul, Harp Akademileri Basımevi, 1983, s. 211-215.

2 a.g.e., s. 22-24.

a.g.e.,s. 211-215.

3 Balkan Harbi Şark Ordusu; C. II, 1 nci Kitap, Birinci Çatalca Muharebesi, Gnkur. ATASE Bşk.lığı, Ankara, Gnkur. Basımevi, 1983, Giriş kısmı ve s. 27.

4 Askeri Yönüyle Atatürk; Gnkur.ATASE Bşk.lığı, Ankara, GATA Basımevi, 1981, s. 25-27.

5 Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi; C.V., 3 ncü Kitap, Çanakkale Cephesi Harekâtı, Gnkur. ATASE Bşk.lığı, Ankara, Gnkur. Basımevi, 1980, s. 99, 474, 479.

– Yanya Savunması ve Esat Paşa; Gnkur. ATASE Bşk.lığı, Ankara, Gnkur. Basımevi, 1983, s. 146.

6 Birinci Dünya Harbi; İdari Faaliyetler ve Lojistik, C.X, Gnkur. ATASE Bşk.lığı, Ankara, Gnkur. Basımevi, 1985, s. 317-319.

7 a.g.e., s. 319.

8 Birinci Dünya Harbi, C.VII, Avrupa Cepheleri, s. 91.

9 a.g.e., s. 95.

10 a.g.e., s. 95.

11 a.g.e.,s. 114-115.

12 a.g.e., s. 115.

13 a.g.e., s. 112-114.

14 a.g.e., s. 64> 65.

15 Birinci Dünya Harbi, İdari Faaliyetleri, C.X., s. 318.

16 a.g.e., s. 318, 319.

17 a.g.e., s. 497.

18 Nutuk’ta anılan komutanların biyografileri; Gnkur. ATASE Bşk.lığı, Ankara, Gnkur. Basımevi, 1981, s. 6-7.