K ve M kongresi

Atatürk Araştırma Merkezi tarafından Uluslararası Medeniyet ve Kadın Kongresi düzenlendi / 20-22 Ekim 2014 / Muğla

ULUSLARARASI MEDENİYET VE KADIN KONGRESİ

Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı öncülüğünde UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, Ankara Üniversitesi Karşılaştırmalı Medeniyet ve Barış Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi iş birliği ile 20-22 Ekim 2014 tarihleri arasında, Muğla’da Halide Edip Adıvar’ın ölümünün 50. Yıldönümü anısına  “Uluslararası Medeniyet ve Kadın Kongresi”  düzenlendi.

Yerli ve yabancı 80 bilim insanının katıldığı Kongre, iki gün boyunca üç ayrı salonda 20 oturumla gerçekleştirildi. iki temel konunun, yani “Medeniyet”e  ve “Kadın”a ilişkin inceleme, fikir ve tartışma alanlarının  disiplinler arası ve uluslararası karşılaştırmalar yoluyla ele alındığı Kongrede, çağlar boyunca kadının ailevi, hukuki, bilimsel, sanatsal, siyasal, kültürel ve sosyo-ekonomik alanlardaki yeri ve önemi değerlendirildi.

Uluslararası Medeniyet ve Kadın Kongresi’nin açış konuşmasını Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan, Ankara Üniversitesi Karşılaştırmalı Medeniyet ve Barış Çalışmaları Araştırma  ve  Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr.Neşe Özden yaptı.

Sempozyumun açılışında konuşan Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan, tarihin, bir bilgi alanı olarak zayıf yönlerinden biri kadın veya erkek, tarihi şahsiyetlerin bir kısmını; hatta pek çoğunu görmezden gelmesidir veya görmemesidir. Bunun büyük bir zafiyet olduğunu söyledi. dedi. Prof.Dr. Beyhan, “tarihi olayların tek bir kahramanı yoktur. Olaylar, iyi de sonuçlansa, kötü de sonuçlansa ortak bir eylem ile meydana gelirler. Pek çok kişinin emeği, gayreti vardır. Elbette liderin, komutanın, diplomatın; özetle tarihî şahsiyetin rolü önemlidir; kritik kararların alınmasında etkilidir; yol göstericidir. Ama kararları uygulayanları, gösterilen yolda yürüyenleri unutmamak gerekir. Tarihimizde bunun örnekleri çoktur. Konu Halide Edip olduğuna göre, kayda geçirmemiz gerekir: Milli Mücadele sürecinde erkekler kadar kadın kahramanların da emeği, teri, kanı ve canı söz konusudur. Savaşa katılmıştır; teşvik etmiştir; cephane, zahire taşımıştır. Belki nicesinin adı-sanı belli değildir. Fakat kayıtlara geçenler dahi zaman içinde unutulmaya terkedilmiştir” dedi.

Tarihin bize gösterdiği iki önemli hususun olduğunu ifade eden Prof.Dr.Beyhan, “Muhtelif devirlerde; iktidar sahibinin; gücü elinde bulunduranın çevresinde; kendisine itimat edilen, bağlılığına inanılan, itiraz etmeyen, güç sahibinin her dediğine “mahza hikmettir”  diyen insanlar daha fazladır. Bunun aksi elbette varittir, ama istisnaidir. Bu tür insanların beklentileri vardır. Beklentilerini elde ederler. Güç el değiştirdiğinde süratle saf değiştirirler. Yeni çevreye uyum sağlamaya çalışırlar; yanaşmaya gayret ederler. Eskiye, bir zamanlar nimetleriyle hayat buldukları güç sahiplerine lanet okurlar.Tarih şu hususu da göstermektedir. Bazen bu insanların, iktidar sahibi ile bir şekilde yolları ayrılır. Makbul iken makduh, yani istenilmeyen kişi oluverirler. Örneklerden biri Halide Edip’tir: Milli Mücadeleye fiilen katılmıştır. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali üzerine İstanbul’da düzenlenen mitinglerde konuşmalar yapmıştır. Cepheleri dolaşmış; Kızılay hastanesinde çalışmıştır. Başta Hakimiyet-i Milliye Gazetesi olmak üzere devrin basınında Milli Mücadele heyecanını aksettiren yazılar yazmıştır. Ama Cumhuriyetin ikinci yılında ülkeyi terk etmek zorunda kalacaktır. İngiltere, Fransa ve Amerika’da tam bir sürgün hayatı yaşayacaktır” diye konuştu.

21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakmak üzere olduğumuz şu günlerde; kadın haklarını, kadına uygulanan şiddetin hâlâ tartışıldığını belirten Prof. Dr. Beyhan, “teoride dünyada kadınlar pek çok hak sahibidir. Özellikle ülkemizde, son zamanlarda, kadın lehine ciddi adımlar atılmıştır, atılmaya devam etmektedir. Ancak pratikte, kadının karşı karşıya bulunduğu şiddet, kadının konu olduğu cinayetler bu adımları gölgede bırakmaktadır.Bu hususta, eğitim alanında ihtiyaç duyulan reformların bir an önce yapılması, hukuki düzenlemelerin bir an önce gerçekleştirilmesi gerekir” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

Sempozyumda  sunulan bildiriler kısa sürede  kitap haline getirilerek kamuoyunun bilgisine sunulacaktır.