| |  | Haberdar Et |  |
| | |
| |  | Atatürk Diyor ki |  |
| | Yurtta barış, dünyada barış. |  |
| |
| | | | | | Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ne İlişkin Yurt Dışından Haberler ve YorumlarUzman Hüseyin Tosun ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 56, Cilt: XIX, Temmuz 2003, Türkiye Cumhuriyeti'nin 80. Yılı Özel Sayısı | |
| | A- Odesskiye Izvestiya Gazetesinde Çıkan Atatürk’ün Mirası ve Sovyetler Sonrası Toplumun Modernizasyonu Konulu Yazı ÜzerineTürkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptıklarının büyüklüğü her geçen gün yalnızca Türk ulusu tarafından değil başka uluslar tarafından da kabul edilmektedir. Çünkü gerçekleştirilen gelişmeler kendi coğrafyasını ve tarihini aşmaktadır. Bundan dolayı yeni sorunların giderilmesine örnek teşkil etmekte, cevap olabilmekte ve ayrıca yükselen yeni değerlerle de bağdaşabilmektedir.
Örneğin 20. yüzyılın sonlarına doğru Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte yeni devlet ve topluluklar belirmiş ve doğal olarak bir takım sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Kuşkusuz bu devletler ve topluluklar karşı karşıya kaldıkları sorunları ve gereksinmelerinin cevaplarını da Atatürk’ün ortaya koyduğu uygarlık projesi içinde arayabileceklerdir. Çünkü Atatürk’ün uygarlık projesi özde bir bağımsızlık hareketi, kültür ve uygarlık atılımıdır. Yeni ortaya çıkan devlet ve toplulukların gereksinimleri de bu amaçların paralelinde bulunan bağımsızlık ve çağdaşlaşmadır.
Bu aşamada Atatürkçülük bu topluluk ve devletlere yeni bir ideoloji olarak sunulmamalıdır. Çünkü bu devlet ve topluluklar 70 yıllık koyu bir Sovyet ideolojisi baskısından sıkılmışlardır. Nihayetinde bu ideolojinin çözülmesi sonucu bağımsızlıklarını kazanmışlardır.
Bu bağlamda Odesa Mecnikov Milli Üniversitesi Rektör Yardımcısı Felsefe Profesörü Vasily POPKOV tarafından “Atatürk’ün Mirası ve Sovyetler Sonrası Toplumun Modernizasyonu” konulu bir makale kaleme alınmış ve 24 Temmuz 2003 tarihinde Odesskiye İzvestiya gazetesinde yayınlanmış ve Odesa Başkonsolosluğumuz tarafından Türkçe tercümesi merkezimize gönderilmiştir.
Atatürk’ün “İlk Toplum Modernleştirme Adamı” olarak nitelendirildiği söz konusu yazıda; Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağılması Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasına benzetilmekte, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile çağdaş Rusya’nın ve Ukrayna’nın kurulması kıyaslanmaktadır. Örneğin Ukrayna’nın Türkiye gibi bir Millî Kurtuluş savaşı sonucunda değil, merkez tarafından yapılan politik kontrolden kurtarmak isteyen Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yüksek Yönetimindeki ulusal makamların ayrılıkçı kararlarının sonucu olarak kurulduğu, hal böyle olunca da Ukrayna’nın büyüklüğü ve karizması itibariyle Atatürk’e benzer bir lidere sahip olamadığı ve olamayacağından hareketle, ayrıca Atatürk’ün karizmatik kişiliği ve reformlarının önemi vurgulanarak Türk halkının tecrübesinin Rus ve Ukrayna halkı için örnek teşkil edebileceği belirtilerek, Ukrayna’nın Atatürk gibi cesur ve özverili bir harekete olan ihtiyacın başarılabileceği inancı belirtilmektedir.
Atatürk’ü ve eserinin büyüklüğüne güzel bir örnek teşkil eden bu makalenin Türkçe çevirisinin tamamının Türk okuyucuya da ulaştırılmasının önemli olacağı inancı ile aşağıda sunulmuştur.
“Prof. Vasily POPKOV’un Kaleme Aldığı; Atatürk’ün Mirası ve Sovyet Sonrası Toplumun Modernizasyonu
Bilindiği gibi, 1934 yılında Atatürk soyadı verilen Mustafa Kemal, yalnız Türk Millî kurtuluş hareketinin lideri olarak değil, aynı zamanda yeni Türkiye’nin siyasal mimarı olarak tarihe geçmiştir. Atatürk, I. Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğrayan dev imparatorluğun yıkılması ve İtilâf Devletleri’nin işgali ile çarpılan Türk toplumunun bilincini değiştirmiştir. Atatürk’e “İlk Toplum Modernleştirme Adamı” diyebiliriz. Bu konuda Atatürk'ü tarih sahnesinde Ruzvelt takip eder.Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı tarafından yapılan reformların radikalizm derecesini anlayabilmek için 20. yüzyılın ilk üçte birlik bölümüne bir göz atmamız gerekir. 17. yüzyıldaki durumu itibariyle Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Suriye, Iran, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Dağıstan, Kırım Hanlığı, Ukrayna’nın Podolye bölgesi, Besarabya, Moldova, Romanya, Transilvaniya, Bulgaristan, Makedonya, Yunanistan, Sırbistan, Hırvatistan ve Macaristan gibi devletleri ve toprakları içeren imparatorluk, sonunda Anadolu yarımadası ölçüsüne kadar Küçültülmüştür. Bu durum, Sovyetler Birliği’nin dağıtılması ve bağımsız devletlerin kurulması sonucu 280 milyonluk halkın düştüğü şoka benzemektedir.Atatürk, toplumda İmparatorluğun yeniden kurulması yönünde istekler olmasına rağmen, mümkün olduğunca geniş çerçeve içinde ve 1923 Lozan Barış Anlaşması ile belirlenen sınırlarda yeni devleti kurmaya karar vermiştir. Atatürk, yalnız bu sayede milletin varlığını koruyabilir ve onun sosyal ve ekonomik gelişmesi için gerekli zemini oluşturabilirdi.Atatürk tarafından atılan ikinci radikal adım ise siyasal sistemin tamamen değiştirilmesi olmuştur. Cumhuriyet ilân edildikten 4 ay sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi hilâfeti kaldırma kararını almıştır. Eski Osmanlı hükümdarların aile fertleri de Türkiye’den sınır dışı edilmiştir. Böylelikle, ataması üst merci kararı ile yapılan kişiler toplumsal yaşamdan uzaklaştırılmıştır. Türkiye, daha önceden ne olduğu bilinmeyen Cumhuriyetçilik dönemine girmiştir.Mustafa Kemal, siyasal reformlarını daha da derinleştirerek toplumun dinî ve ideolojik havasını değiştirmiştir. O, eski ideoloji sistemi kalsa idi, hiçbir siyasal reformun hayata geçirilemeyeceğini çok iyi biliyordu. Sonuçta din ile devlet işlerini birbirinden ayırma kararı alındı. Osmanlı İmparatorluğu’nun yüzyıllarca İslâm dinine bağlı ve bu dini yaymaya çalıştığı göz önüne alınırsa, yapılan siyasal reformların milyonlarca Türk insanının bilincinde ne derece radikal bir etkiye sahip olduğu, anlaşılacaktır. Toplumsal akışkanlığa aykırı hareket ederek, bu akışkanlığı Avrupa’nın siyasal ve manevî değerlerine yönlendirebilmek, ayrıca din ile devleti birbirinden ayırabilmek, büyük cesaret isteyen bir iştir. Burada vurgulamaya değer husus şudur: Türk halkı, ulusal kurtuluş hareketinin lideri olarak Atatürk ‘e o kadar çok güveniyordu ki, bu ve bir dizi diğer radikal reformlar Türkiye ‘de başarı ile gerçekleştirilebildi.Dolayısıyla, şeriat mahkemeleri kaldırılarak dinî vakıflar kapatılmıştır. Hükümete bağlı olan Diyanet İşleri ve Vakıflar İdaresi Başkanlıkları kurulmuştur. Tüm dinî okullar kapatılmış ve Türkiye’nin tüm öğretim kuruluşları Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.Lâtin alfabesini temel alan yeni Türk alfabesinin hazırlanması ve Türkiye’de Avrupa ağırlık ve uzunluk ölçülerinin uygulanması, Türkiye’yi Avrupa istikametine döndürmüş, Avrupa’yı Türkiye’ye; Türkiye’yi de Avrupa’ya açık hale getirmiştir.Bu durum, Avrupalılaştırma, modernleştirme ve tarihi geleneklerin birbirini etkileyerek yeni toplumu ve toplumsal bilinci nasıl oluşturabildiğini gösterebilen ilk ve inandırıcı örnek olmuştur.Muhtemel felâketi önleyen başarılı toplumsal modernleştirme örneğine eski Sovyetler Birliği toplulukları büyük ilgi göstermektedir. Bunların arasında çağdaş Rusya ve çağdaş Ukrayna’nın sorunları özel bir yer almaktadır.Çağdaş Rusya, Atatürk reformları dönemindeki Türkiye’nin durumuna en benzer durumda bulunmaktadır. İlk önce, Rusya’nın İmparatorluk benzeri statüsü vardı. Baltık ülkeleri, Beyaz Rusya, Moldova, Ukrayna, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Orta Asya’daki Türki Cumhuriyetlerini kaybedince, Rusya tek başına kalmıştır. Ancak Rusya, Türkiye ‘den farklı olarak, 1920’li yıllardaki gibi işgalci güçlere karşı savaşmamıştır. Aynı şekilde, Rusya’da, Atatürk’e benzeyen bir ulusal kurtuluş hareketi lideri ortaya çıkmamıştır. Bununla birlikte çağdaş Rusya örneğinde, Rus ulusal düşüncelerini en derin ve hararetli şekilde ortaya koyabilecek bir lider arayışı içindeki ulusal hareketler aktif olarak ortaya çıkmaktadır. 20. yüzyılın ilk üçte birlik dönemindeki Türkiye gibi, çağdaş Rusya da bir seçim ile karşı karşıya kalmıştır. Ya, bütün gücünü kaybedilen toprakları geri alabilmek için harcayacak, (bu durumun muhtemel sonucu uzun sürecek çatışma ve mevcut ekonomik potansiyelin kaybedilmesidir) veya şimdiki kaderine boyun eğerek mevcut güçlerini modernleştirme, teknik gelişme ve ekonomik büyümesine yöneltecektir.Eğer Rusya ikinci yolu tutacaksa, o takdirde hem Batı, hem de Doğu’daki teknik açıdan gelişmiş ülkelerle ilişkilerin yoğunlaştırılması önem taşımaktadır. Aynı şekilde Rus toplumunu yenileştirme politikası uygulanmalı, bireylerin gelişmesini sağlayıcı ve üretim artışına imkân verecek sos-yo-ekonomik yapılar geliştirilmelidir.Ancak bütün bunlar, Rusya’nın içinde bulunduğu kronik durumu değiştirmiyor: Gerçekleşemeyen Rus Peygamberliği, Rusluk bilinci, gerek Rusya içinde, gerekse dışarıda bulunan tüm Rusların kaderinin ne olacağı konusu, gibi.Çok önceleri, Çadayev, Rus milletinin dünyaya “Sosyal sorunların büyük kısmını çözmeye, eski toplumlarda oluşan fikirlerin büyük bölümünü tamamlamaya, insanlığı uğraştıran en önemli sorunlara cevap bulmaya “ gönderildiğine ilişkin fikirler beyan etmişti.Ancak Ruslar, bu seviyeye ihtilâl ve yayılmacılıkla değil, içsel değişimle, içsel millî genetik kodun meydana getirilmesi ve kendi iç güdülerine uyarak çıkabileceklerdir.Avrupa ve Asya kökenine sahip olan Türk halkının manevî tecrübesi, bundan sonraki gelişme yolunun çizilmesi konusunda benzer durumdaki Rus halkı için örnek teşkil edebilirUkrayna toplumunda kendine Özgü bir durum ortaya çıkmaktadır. Bağımsız Ukrayna, Türkiye gibi Millî kurtuluş savaşı sonucunda değil, merkez tarafından yapılan politik kontrolden kurtarmak isteyen SSCB Yüksek Yönetimindeki ulusal makamların ayrılıkçı kararlarının neticesi olarak kurulmuştur. Hal böyle olunca, Ukrayna, büyüklüğü ve karizması itibariyle Atatürk’e benzer bir lidere sahip olmadı ve doğrusu da sahip olamazdı. Ukrayna üst düzey yönetiminde kalan eski politikacıların güçsüzlüğü, çıkarcılığı ve siyasal cesaretinin olmaması nedeniyle Türkiye’de Atatürk tarafından yapılan, toplumu hızla ilerleten ve başlangıç için iyi koşullar yaratan cesur, hızlı ve dinamik reformlar Ukrayna’da yapılamamıştır. Ukrayna toplumu devlet zihniyetinden ziyade kabile zihniyetine yakın fikir hareketlerinin etkisinde gelişmekteydi. Buna rağmen, 10 yıldan fazla bir tarihe sahip olan ve bir çok milliyetten oluşan yeni Ukrayna toplumunda, büyük ve en önemlisi gerçek değişimlere ilişkin bir beklenti meydana geldi.Her şeyden önce, Ukrayna toplumu, kendisini SSCB ‘ne entegre edilmeyecek ayrı bir toplum bilincine ulaşmıştır. Bu bilinci, Ukrayna’nın her hangi bir büyük devletin çıkarlarına hizmet etmeyen ve çok yönlülük olarak nitelendirilemeyecek uzun vadeli bir dış politika oluşturulmasını zarurî kılmaktadır.İkinci olarak, Ukrayna toplumu, zaman içinde “Sovyet halkı-enternasyonel bütünlük” ve “etnik Ukrayna milleti” fikirlerinden arındırılmakta-dır. Toplumda yavaş yavaş etnik ve dil sorunu üzerinde gerçekçi yaklaşımlar oluşmaktadır. Ukrayna’nın Ukraynaca ve Rusça konuşan 2 etnik grubun çok önemli rol oynadığı ve 130’dan fazla milletin ortak evi olduğu gittikçe daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır.Üçüncü olarak, Ukrayna toplumu, Ukrayna’yı yöneten sosyo-politik gücün ne oligarşi, ne halkın fakir kesimlerinin değil, ancak Batı’da “orta tabaka” denilen ve çok sayıda güçlerin (üretim güçleri, entelektüel güçler, manevî değerleri, kalifiye hizmetlerin üreticileri) birleşiminin olması gerektiğini anlamaya başladı. Özellikle bu orta tabaka, toplumsal çevre ve kişiliğin gelişmesini sağlayan toplumun bel kemiğini oluşturabilir.Bu ve bunun gibi eğilimler sayesinde çağdaş Ukrayna toplumunda yeni politik oluşumların meydana gelmesi beklenmektedir. Ukrayna, istikrarlı ve dinamik büyüme ile uzun vadeli gelişmesini sağlayacak, hızlı ve etkili reformları yapabilecek siyasal yönetime ihtiyaç duymaktadır.Ukrayna, tüm vatandaşlarının toplumun bütün alanlarının yönetilmesine aktif şekilde katılabilmesi, tüm yönetim birimlerinde yetkilerin etkin biçimde dağıtılması ve sonuç olarak bütün Ukrayna yönetiminin sürekli modernleştirilmesine ihtiyaç duymaktadır. Merkez ile bölgeler, yasama ve yürütme organları arasındaki ilişkilerin en iyi seviyede olması, yukarıdaki durumun meydana gelmesi için bir zorunluluktur.Ukrayna’da, toplumun gelişmesine amaç ve anlam verecek, toplum içinde kültür-milliyet ilişkilerinin optimal modelini yaratacak manevî ve ideolojik reformlara ihtiyaç duymaktadır.Ukrayna’nın üretim güçlerinin arttırılmasına, en fazla üretim yapan kesimlerinin geliştirilmesine, kalifiye işçi, çiftçi, orta ve küçük Ölçekli işletmeler, bilim adamları ile eğitim, sağlık ve kültür alanlarında çalışanların gelişmesini sağlayacak yasa paketi ve hükümet kararlarına ihtiyacı vardır.Ukrayna, barındırdığı çok uluslu halkın kaderinden sorumlu olabilecek, reformları başarı ile tamamlayabilecek, çok ciddi ve çalışkan, sorunlara çözümler üreten bir politik yönetime ihtiyaç duymaktadır.Ukrayna Cumhurbaşkanı L. D. Kuçma tarafından önerilen siyasal reform paketi, bu gibi beklentileri belli ölçüde canlandırmıştır. Halk bu konuda çok sayıda eleştiri, öneri ve yapıcı fikirler beyan etmiştir. Şimdi her şey Ukrayna siyaset liderlerinin öneri ve fikirlerine, Ukrayna’nın modernleştirilmesine ilişkin sistemli bir proje haline getirebilecek siyasal iradesine bağlıdır.Yeni Türkiye’nin temelleri arasında, sadece ismi ile değil, yaşam tarzı ile de bunu teyid eden Atatürk vardı. Yeni Ukrayna, bunun gibi cesur ve özverili bir harekete ihtiyaç duymaktadır ve zannedersem, bunu başaracaktır.”
B- Atatürk ve Devrimlerini Öğretip Yaymaya Yönelik Yurt Dışında Kurulup Faaliyet Gösteren Derneklerden Avustralya Atatürk Kültür Merkezi
PO Box 1147 AUBURN NSW 2144
Küreselleşme tartışmaları ve uygulamalarının yoğun olarak yaşandığı günümüz dünyasında bazı değerlerin önemi her geçen gün daha fazla anlaşılmaktadır. Örneğin Türk ulusu için hayati öneme sahip olan Atatürk Devrimleri yalnız ülke içinde değil sınırlarımız dışında da korunmaya, incelenmeye ve günün şartlarına göre yeniden değerlendirilmeye devam etmektedir. Bu amaçla Türkiye dışında dünyanın çeşitli yerlerinde bir çok dernek ve araştırma merkezleri kurulmaya devam etmektedir. Bunlardan birini de 1993 yılında Avustralya’da kurulan ve Po Box H47 Auburn NSW 2144 adreste faaliyetlerini sürdüren Avustralya Kültür Merkezi oluşturmaktadır.
Atatürk ve Atatürkçü düşünceyi birinci elden kaynaklardan öğrenip yaymak, en genel çerçevede Atatürkçü düşünceye düşman olmayan kişiler arasındaki ilişkileri ve dayanışmayı geliştirmek amacıyla çalışma programı başlatan merkez, gerekçelerini ise Atatürk’ün hedefleriyle birlikte bıraktığı Türkiye ile günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin birbiriyle örtüşmediği gerçeğine dayandırmaktadırlar.
Dernek yöneticileri, Atatürk ve Atatürkçü düşünceyi birinci kaynaklardan öğrenmenin, yurt dışındaki Türkler için, özellikle burada doğan ikinci ve sonraki kuşakların çağdaş bir kimlik geliştirebilmesi için çok önemli olduğuna inanmaktadırlar. Onlara göre göçmen olmak bir kimlik sorununu beraberinde getirmektedir. İçinde bulundukları Avustralya kültüründe yer alırken, içinden geldikleri Türk kültürüne karşı yerleşik önyargılarla karşılaşmaktadırlar. Yani burada bireysel kimlikleriyle algılanmaktan önce “Türk” olarak algılanmaktadırlar. “Türk” imgesinin, buradaki egemen kültürlerin uzak yakın tarihlerinden gelen, ne asılsız, ne korkunç önyargılarla doldurulmuş olduğunu yaşayarak gördükleri inancındalar. Ayrıca küreselleşme ile dışlanmaya çalışılan Müslümanlık imgesi de bilinçli ya da bilinçsiz olarak Türk imgesi ile özdeşleştiriliyor. Kısacası güzel ülkemizin uluslar ailesindeki itibarı yurt dışındaki bireysel kimlik sorunlarının da önemli bir belirleyicisi durumundadır. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, çağdaşlaşması ve sonsuza kadar yaşatılması buralardaki Türk kimliği için yaşamsal önemde olduğunu belirterek söz konusu derneğin Türk ve dünya kamuoyuna yaptığı birlikte çalışma çağrısı ekte sunulmuştur.
EK:
AVUSTRALYA ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZÎ PO Box 1147 AUBÜRN NSW 2144
Avustralya Türk Toplumunun Aydınlık İnsanları, Sevgili AKM Üyeleri,
Avustralya Atatürk Kültür Merkezi (AKM) kurulduğu 19 Mayıs 1993 tarihinden bu yana, başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere toplumumuzun bütün kesimlerine ulaşmaya çalışıyor.
Nisan ayında yapılan onbirinci genel kurulla görevi devralan yönetim kurulunuz olarak, ekli çalışma programını hazırladık. “Atatürk ve Atatürkçü düşünceyi birinci kaynaklardan öğrenmeyi” programımızın amaç maddesi olarak tesbit ettik.
Tesbit edilen amacı hangi gerekçelere dayandırdığımızı ve ne tür çalışmalarla bu amacı gerçekleştireceğimizi ekli çalışma programı metninde ayrıntılı olarak açıklamaya çalıştık.
Yönetim kurulu olarak, gelecek genel kurulda bu çalışmaların ne kadarını yapıp ne kadarını yapamadığımız konusunda size hesap vereceğiz. Böyle olmakla birlikte, bütün üyelerimizin eylemli katılımı olmaksızın bu çalışmaların bütününün başarılamayacağının bilincindeyiz. Üç grupta topladığımız projelerle ilgili olarak sizlerin yaratıcı düşüncelerinizi ve eylemli katkılarınızı bekliyoruz.
Anavatanımız Türkiye’nin içerden ve dışardan kuşatılmışlık altında olduğu bu günlerde, Atatürk’ün mirası cumhuriyetimizi, çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırıp sonsuza kadar yaşatabilmek için başarılı olmak zorundayız. Birlikte çalışarak bunu başaracağımıza yürekten inanıyoruz.
Sevgi ve saygılarımızla.
Avustralya Atatürk Kültür Merkezi Yönetim Kurulu 22 Temmuz 2003 | | | | ---------------------- * Atatürk Araştırma Merkezi - htosun@atam.gov.tr - ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 56, Cilt: XIX, Temmuz 2003, Türkiye Cumhuriyeti'nin 80. Yılı Özel Sayısı | | | | Geri | |
| |  | Duyurular |  | |
 | Konferanslar |  | |
 | Adres |  | |
| Adres: Ziyabey Cad. No: 19 Balgat - Çankaya / ANKARA
Tel: 0312 285 65 11 - 285 55 12
Faks: 0312 285 65 73
 |
| | |
|