Atatürk Araştırma Merkezi
e-posta|iletişim
 
Haberdar Et
Yeniliklerden haberdar olmak için listemize kayıt olabilirsiniz.
 
Atatürk Diyor ki
Tiyatro, bir memleketin kültür seviyesinin aynasıdır.
 

Atatürkçü Düşünce İçinde Milli Egemenlik Kavramı Konulu Panel Konuşması

Doç. Dr. Rahmi Çiçek 
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 42, Cilt: XIV, Kasım 1998, Türkiye Cumhuriyeti'nin 75. Yılı Özel Sayısı
 

 
Sayın Başkan, Sayın Rektör Vekilim, Türk Ordusunun ve Emniyetinin Değerli Temsilcileri, Sayın Hocalarım ve Değerli Öğrenciler.

Ben sizlere Milli hakimiyet kavramını ve özellikle Batılı anlamda millete dayalı milli devlete dayalı hakimiyet kavramının gelişimi hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Bilindiği gibi Türk devletlerinde islâmiyet öncesinde hâkimiyetin kaynağının ilâhi olduğu kabul edilmekle beraber Türk hükümdarlarının hiçbir zaman mutlak hükümran olmadıları da bilinen bir gerçektir. Hükümdarların ilgilerini kısıtlayan bir takım kurumların varlığına dair Refik hocam detaylı açıklamalarda bulundu. Ben, onların üzerinde fazla durmak istemiyorum. Fakat şunu belirtmeliyim ki Türk hükümdarlığın kısıtlanmasında, belirlenmesinde önemli birer kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. İslâmi dönemle birlikte meşveret kavramı da eklenmiştir. Meşverevet kavramının gelmesiyle birlikte Türk-İslâm devletlerinde idare sisteminin Batı’da olduğu gibi mutlak krallık sisteminden farklı bir anlam taşıdığı açıktır. Türk tarihinde halkın yönetime katılması anlamı ise özellikle 19. yy dan itibaren gelişmeye başlayacaktır. Ve biz bu hareketi Tanzimatla birlikte başlatıyoruz. Tanzimat Fermanı’nın bir takım meclislerin kurulmasını gerçekleştirmesindeki amacının önemli ölçüde padişahın yetkilerini kısıtlama ve halkın yönetime katılmasını sağlamaktır. Bunda özellikle 1860’lı yıllardan itibaren belirgin bir seçim sisteminin geldiğini görüyoruz. 1864’te çıkartılan vilâyet-i umumiye nizamnamesi ile birlikte Türk idare sisteminde yerel bazda halkın yönetime katılmaya başladığına şahit oluyoruz. Tanzimat Fermanı bilindiği gibi azınlıkların devlete entegre edilmesi düşüncesiyle ortaya atılmış bir fermandır. Maalesef bu fermanın başarıya ulaşmadığı da bilinen bir gerçektir. 1864’te ortaya çıkan bir halkın yönetime katılmasına ön ayak olan bu nizamname ile birlikte, yönetimin vilayetler bazında halk tarafından paylaşıldığı gözükür. Bu merkezde meşrutiyet kelimesiyle ifadesini buluyor 1876’da. Ve tarihimizde I., II. Meşrutiyet adlarıyla anılan yönetim tarzları, yönetimin paylaşımasıyla, anlamında Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar devam etti. 1876 Kanun-i Esasi ile belirlenen esaslar içinde Türkiye’de yönetime halkın temsilcilerinin katılımı Meclis-i Mebusan’da gerçekleşti. Özellikle II. Meşrutiyet döneminde yetkileri artırılmaya başlayan Millî Mücadele, yönetimi etkileyen bir kurum olarak T.B.M.M.’nde temelini oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nde halkın yönetime katılması ile milli devlet ve millileşme modellerinin de birlikte yürütüldüğü görülür. Tanzimat öncesinde başlayan azınlık istekleri Tanzimat’la birlikte durdurulacağı düşüncesi yaygınken maalesef Osmanlı Devleti’nden ayrılarak millî devlet modeline geçişin önü alınamamıştır. XIX. yy’ın sonuna doğru imparatorlukta millî devlet kurmak için faaliyete geçmeyen etnik-dini azınlık yok gibidir. Bulgarlar, Arnavutlar, Ermeniler, Araplar hemen hepsi Osmanlı Devleti’nden ya ayrılmış ya da ayrılmak için fırsat kollamaktadır. Bu azınlıkların daha fazla yönetim üzerinde söz hakkı almak için başlattıkları meşruti yönetim modeli Türkler için azınlıkların Osmanlı yönetiminden ayrılmasını önlemek için düşünülen bir yönetim olarak görülmüştür. İki farklı yönde gelişmeye başlayan meşruti yönetim modeli 1913’de çok daha farklı bir konuma taşımıştır. Balkan savaşları ile birlikte Hıristiyan azınlıkların tamamen Osmanlı Devleti’nden kopması millet-millî kavramlarının anlamında farklılaşmaya başlamıştır. Millet ve millî kavramları o tarihe kadar dini toplumlar anlamında veya tümüyle Osmanlı birliği anlamında kullanılırken artık bu kavramın içinde bulunan Rum-Ermeni, Hıristiyanlar kendilerini kavramın dışında görmeye başlamışlardır. I. Dünya Savaşı sonrasında ise millet ve millî kavranılan Türk kavramı ile eşit anlamda kullanılan bir kavram olmaya başladı. Müdafaa-i Milliye kavramı sadece Misâk-ı Millî sınırlan içinde yaşayan insanların savunması anlamına yüklenirken, millî ekonomi kavramı Türk unsuru azınlıklardan ekonomi olarak ele geçirilmesi için kullanılan bir kavram haline gelmiştir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra bu gelişmelere paralel olarak hâkimiyetin padişahla paylaşılmasında önemli bir yere sahip olan Meclis-î Mebusan’dan önemli yapısal değişiklik geçirdiğini görüyoruz. Son Osmanlı Mebusan Meclis-î toplandığında bu meclisin Türk üyelerinden oluşan bir meclis olduğu görülür. Alman en önemli kararlar ise Türk vatanının birliği ve bütünlüğü düşüncesinden hareketle ortaya çıkan Misâk-ı Millî kavramıdır. Bazılarının öne sürdükleri gibi millet ve millî kavramlar artık dini bir anlam taşımaktan öte yeni bir mana kazanmıştır. Millî Mücadele dediğimiz hareket Türk’ün bağımsızlık mücadelesidir. Aksi takdirde Ankara’da toplanan TBMM’nin Osmanlı Meclis-i Mebusanı’ndan farklı bir tarafı olmaması gerekirdi. Türkiye azınlık kavramım gerek Hıristiyan azınlık gerekse Müslüman azınlık noktasından son Osmanlı Meclisi ile birlikte halletmiş görülmektedir. Artık Türkiye milleti için yeni bir dönem başlamıştır. O dönemi yürütecek olan Türk milletinin egemenliğine dayanan bir dönem olacaktır. Millî Mücadele süresince oluşturulan bütün kurum-kuruluşların isimlerinde millî kelimesi yeni anlamıyla ve bu anlam içerisinde yeni yeriyle Millî Mücadele’nin yönünü tayin etmeye başlamıştır. Kuvay-ı Millîye, Hâkimiyet, Millî Kongre, Müdafaa-i Millîye gibi kavramlarda yani anlamlarıyla kullanılmaya başlamıştır. Başlangıçta kaynaklarda İstanbul Hükümeti’nin düşman işgallerine karşı tutumunu eleştirmek ve halkın isteği dışında keyfi olarak işgallere göz yumulmasını protesto etmek ve Türk halkının sesini duyurmak anlamında kullanılan halk-ı millîye kavramı Ankara’da TBMM’nin açılması ile birlikte İstanbul başta olmak üzere Misâk-ı Millî sınırlan içinde bulunan bütün vatan topraklarının kurtarılması için halk tarafından oluşturulan yönetimin adı olarak belirlenmiştir. Savaşın sonunda ise milli hakimiyet artık rejimin adı olmuştur. Millî hakimiyete dayalı rejim kurulacağına dair ilk intibalar 1 Kasım 1922 tarihinde kendisini gösterecektir. Yani Saltanatın kaldırılması ile birlikte Millî hakimiyet modelinin geleceği kesin olarak su yüzüne çıkmış gözüküyor. Nitekim Millî hakimiyet kavramı (29 Ekim 1923) gerçek anlamda önemli bir yol olarak Mustafa Kemal için hâkimiyet konusunda 1923 yılına kadar gelen gelişmeler yeterli görülmüyordu. Onun kafasında yatan çok daha farklı bir millî hâkimiyet düşüncesinin olduğunu görüyoruz. O da 1929 yılından sonra vurgulanan demokrasi prensibidir. Bu değişinin iki örneği var. Özellikle Millî Mücadele dönemindeki değişimin iki örneğini görüyoruz. Birincisi Hâkimiyet-i Millîye gazetesinde yer alan ve gazetenin ilk çıkış tarihinde 15 Kanunisani 1920 yılında yayınlanan ilk sayısında yer alan bir yazı var. O yazıda gazete şunu ifade ediyor. Gazetenin ismi aynı zamanda takip edeceği siyasetin nevini oluşturmaktadır. Şu halde diyebiliriz ki Hakimiyet-i Milliye’nin mesleği milletin müdafaa-i hâkimiyeti olacaktır. Ve burada özellikle vurgulanan başka nokta daha var. O da şu 1908 yılındaki Jön Türk inkılâbı’nın arkasında gelişen meşruti yönetim üzerinde durularak Hakimiyeti Millîye’nin bundan farklı bir şey olduğu vurgulanıyor ve şöyle deniyor. “Hakimiyet-i Millîye hiçbir zaman meşrutiyet demek değildir. Meşrutiyet ancak vasıta olabilir. Gerçek yön ise ileride ortaya çıkacaktır. Cumhuriyet olacaktır. Bir başka örneğimiz ise Millî Mücadele hareketinde propogandist olarak faaliyet gösteren II. Meşrutiyet döneminin önemli fikir babalarmdan birisi olan ve Cumhuriyet dönemine de damgasını vurmuş olan Ahmet Ağaoğlu’nun değerlendirmesidir. Ahmet Ağaoğlu Türk Yurdu’nda 1925’de Türk’ün kendi özüne, kendi kaynaklarına dönüşünü vurgularken şunları ifade ediyor. “Efendiler, behayat milletler için ihya, teceddüd ve hayat hamleleri menba olmak faziletini taşıyan felaket, Türk milletine dört senelik kısa bir zamanda asırların tecrübesini verdi. Millî Mücadele’yi kastediyor ve Millî Mücadele’nin Türk milletinin öze dönüşte önemli bir nokta olduğunu vurguluyor ve bu mücadelenin önderi olarak ta Mustafa Kemal’i gösteriyor. Bu kahraman Mustafa Kemal’dir. O’nun zuhuru ile Türk milleti kendini ifade etti ve Türk millî cereyanını kendi şuur ve vicdanını buldu. Bu kahramanın ve O’nu ihata eden İsmet-Fevzi Paşalar gibi ricalin rehberiyle millî amillerin hepsi köklerine dönmüş oldular. Lisan, din, edebiyatı, hukuk, iktisadiye, maarif, hükümet, devlet, millîleşmektedir. Hep Türk şuuru millîsine dayanmaktadır. “Bu devletin vali ve müdafaası olan Türk nihayet devletin hakiki sahibi olmuş ve bu sıfatla tabiyetiyle efendi olmak kendi mukadderatına hakim olmak, hayatının bütün şartlarını kendi rengi, kendi şahsiyetine vermek zorundadır” diyor ve Mustafa Kemal’in etrafında toplanılması gerektiğini söylüyor. 1925 yılında bu yazının yazıldığı tarihte Doğu’da Şeyh Sait isyanı vardı ve ülke önemli bir tehlike ile karşı karşıyadır. Kastettiği birlik düşüncesi bugünde gerçek anlamıyla bulmak zorundadır. Yani 1925’lerin şartları bugün de mevcuttur. Ama bugün daha şanslıyım. Türk milletinin millî hâkimiyet prensibine kendi özüne dayalı olarak oluşturacağı sistem Türk’ün XX. yy’da belki de XXI. yy’a damgasını vuracak sistem olarak yerini alacaktır. Saygılarımı sunuyorum.
 ----------------------
- ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 42, Cilt: XIV, Kasım 1998, Türkiye Cumhuriyeti'nin 75. Yılı Özel Sayısı
Yazdır    
 Geri
 
Duyurular
Türkiye ve Irak İlişkileri Sempozyumu
Doğu Karadeniz Bölgesindeki Türk Tarihi, Kültürü
Türkiye - Balkanlar Dostluk ve İşbirliği Toplantısı

Diğer Duyurular
Konferanslar
 Atatürk'ün Doğumunun 125.Yılı Sempozyumu
 Türkiye'yi Lâikleştiren 3 Mart Tarihli Kanunların Önemi
 Beşinci Uluslararası Atatürk Kongresi

Diğer Konferanslar...
Adres

Adres: Ziyabey Cad. No: 19 Balgat - Çankaya / ANKARA
Tel: 0312 285 65 11 - 285 55 12
Faks: 0312 285 65 73

Bu site FORSNET tarafından WİYS Yazılımı™ ile hazırlanmıştır.
FORSNET Bilgi Teknolojileri