İzzet ve Salih Paşalar Ankara’da

 

Zaten beklemekte olan trenle hareket edildi. 6 Aralık 1920′de Ankara’ya geldik. İstanbul’dan gelen hey’eti itirazlarına rağmen alıkoymuştum. Fakat bunu ilân etmeyi yararlı bulmadım. Çünkü, İzzet ve Salih Paşa’larla diğerlerinden millî hükûmet işlerinde yararlanarak haysiyetlerini korumak istedim.

Bu maksatla, Ankara’ya gelir gelmez basına verdiğim resmî bildiride, adı geçen kimselerin Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’yle görüşme yapmak bahanesiyle İstanbul’dan çıktıklarını, memleketin iyilik ve selâmeti için daha yararlı ve daha etkili bir şekilde çalışmak üzere bize katıldıklarını ilân ettirdim.

Efendiler, bizim İzzet Paşa hey’etiyle Bilecik – Ankara yolu üzerinde bulunduğumuz 5/6 Aralık 1920 tarihinde Reşit Bey’den, Kütahya’ya vardığını, ertesi günü Tevfik Bey’le görüşeceğini, Ethem Bey’in de oraya geldiğini bildiren fakat daha olumlu bir anlam taşımayan bir telgraf aldım.

Dört gün sonra da Reşit Bey’in, geri dönerken Eskişehir’den gönderdiği 9 Aralık tarihli bir telgrafında: «Tevfik ile olan mesele iyi bir sonuca bağlanmıştır» denildikten sonra, «Fakat tanımak ve tanıtmak istediğimiz kimselerin basit ve zamana uygun olarak düşünememelerine veya düşünemediklerine binbir işaret konmuştur» ibaresi okunmaktaydı.

Reşit Bey tarafından, Eskişehir’deki Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya da, meselenin çözüme bağlandığı, haberleşmenin sağlandığı ve Simav Bölgesi Komutanının yerine gönderilebileceği söylenmişti.

9 Aralık 1920′de Ethem Bey’den de aldığım bir şifreli telgrafta, meselenin İsmet Paşa tarafından maksatlı ve zamansız olarak çıkartılmış olduğu anlatılmak isteniyordu. Sözde almakta olduğu bütün tedbirlerden ve yaptığı düzenlemelerden o zaman Başyaverim bulunan Salih Bey’in de aynen haberdar edildikleri belirtiliyordu.

Benim kuruntuya düşürüldüğümü delilleri ile haber aldığını yazıyordu. Ondan sonra inandırıcı birtakım sözlerle, Kuva-yı Seyyare’den olup da Maden’den katılmak üzere geri dönen fakat Genelkurmay’ın emriyle Güney Cephesi’ne gönderilen bir müfrezesinin kendi emrine verilmesini ve Kuva-yı Seyyare’nin Fuat Paşa zamanında seyyar jandarma teşkilâtı gereğince bütçeye dahil edildiğini ileri sürerek fazla para koparmak istediği anlaşılıyordu.

Benim üç gün sonra buna verdiğim inandırıcı cevapta: «Son günlerin beklenmedik olaylarının beni kuruntuya değil, kararsızlığa düşürdüğünü itiraf ederim» dedikten sonra: «… genel durumumuzun uyum ve düzenini bozmakta hiç kimseye göz yummamasını» bildirdim.